Salı, Ocak 17, 2017

Ne hakla?


Sosyal medyada dolaşıyor, her devrin adamı tıynetinde ve güce tapar bir pozör, yılbaşı gecesinin katili hakkında yazmış. Malumunuz, katil  çocuğu ile birlikte yakalanmıştı, beyfendi şöyle demekte sakınca görmemiş: katil, çocuğu ile yakalanmış.. katili konuşturmak için o çocuk da ne şekilde kullanılması gerekiyorsa kullanılmalı.. ahlaki sakınca yok..

Tepkiler gelince de yine hararet yapmış ve kendisini eleştirenleri teröre destek vermekle suçlamış. Yaşadığımız zamanda herkes sert ve şiddet dolu ya, veriyor gazı... Fetvayı da eklemiş sonuna: "ahlaki sakınca yok".

Masum bir çocuğun, babasının adli ifadesi için kullanılması, büyükler dünyasına alet edilmesinden söz etmiyorum. Böyle bir önerinin kötücüllüğü hakkında konuşmaya dahi gerek yok. Serüven edebiyatında, kahramana karşı zayıf halkalar kullanılır, "at silahı yoksa..." denir, çocukların, sevgililerin, annelerin boğasına bıçak dayanır filan... bu kadar basit ve herkesin bilebileceği bir klişeyi bu beyfendi hiç bilmiyor olabilir mi? Sanmıyorum.Geçelim.

Ben  "ahlaki sakınca yok" fetvasına takıldım. Kime söylüyor bunu? Polise mi?

Tam da böyle zamanlarda aşırılığın dili büyüyor, fetvacılar çoğalıyor. Herkesin kafası karışık ya... Biri nebi evliya oluyor, bir başkası yargıç, bir diğeri mahallenin abisi... Habire davula vuruyorlar. Müridini arayan lakırdılar bunlar.

Bu beyfendi o kadar haklı ve keskin bir kılıç ki, kanun hükmünde konuşuyor. Konuşmaya, tartışmaya, anlamaya ne hacet?. Heyecanlı, itham edici bir nihai hüküm var ama açıklamak, paylaşmak, hasbihal yok...

Niye ahlaki sakınca yok? Neye dayanarak ne hakla?

Hadi bugünü, dünü geçelim, bin yıl önce bile nebi evliya korkardı bu denilenden, Allah'a şirk koşmak sayarlardı.

Cuma, Ocak 13, 2017

Mermer Köşk


Demirler Köşkü’nün bahçesi, serası ve Öykü’sü… Neli’nin planları. Hisseler, büyük ortaklar, küçük ortaklar, atılan zarlar… Sonra başka türlü bir adamın gelişi… Paranın karşısında parasız yatılı. Yaralar iyileşir gibi değildir bazen. Kazanmak için kazanmaktan başka çareniz olmamalı.

Mermer Köşk, yıkıcı bir aşkın romanı. Uğur ile Öykü’nün, Uğur ile Ezgi’nin, Öykü ile Ezgi’nin hikâyesi… Skandalların, sırların, eski defterlerin derkenarları… Paranın itişmesi, ego savaşları ve alacakaranlık bir aile tarihi.

Mehmet Eroğlu, ustalıkla anlatıyor Mermer Köşk’ün fısıltılarını. Doyumsuz, habis ve haset yüklü bir devranın içinde aşkın savruluşunu…

Perşembe, Ocak 12, 2017

Bozkır 7


Bozkır, 7.bölümüyle 221B'de... Murat (Başol) çiziyor, ben yazıyorum.

Çarşamba, Ocak 11, 2017

Yurdagül


Yurdagül diye bir isim vardır, duyardım, söylerdim, bilirdim ama çocukken çok anlamazdım. Ayşegül ya da Fatmagül'ün çeşitlemesi gibi duruyor ama sadece o kadar değil, memurların çocuklarına koydukları isimlerden biri Yurdagül...Bir misyon, ve iddia taşıyor. Başka bir zamanın iyimserliği. Çocuğunu yurda armağan etmek, çocuğunun yüzünü yurda dönmesini istemek...

Malumunuz, tek bir neden gösterilmeden insanlar işlerinden atılıyorlar. Kimse ne olduğunun öyle adam akıllı farkında değil. Millete sorsan etmişlerdir bir halt der... Listede bir isimsin işte. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Her bakımdan üzücü. Hak arayamıyorsun, hangi gerekçeyle başına ne geldiğini öğrenemiyorsun, özlük haklarını yitiriyorsun. Ne söylesek az!

Dün, bugün, yarın... İşlerinden atılan akademisyenler, üniversitelerine gidecek, odalarını-eşyalarını toplayacaklar, öğrenciler gelecek, eş dost, gözyaşları, neşeli görünen konuşmalar, kucaklaşmalar...

İnsanların hayatlarını çalıyorlar. Git, diyorsun, yoksun, boşa okudun, boşa çalıştın... Git! Çık dışarı!

İşini iyi yapman, işinin hakkını vermen, öğrencilerin seni sevmesi, senin için toplaşması, yönettiğin tezler, makaleler, yazdığın kitaplar... Yoksun işte, ben istemiyorum, yok-sun!

Bu günler geçer, biliyoruz, gidenler dönecekler...Temennide bulunmuyorum, eminim. Haksızlık yapıldığını herkes biliyor. En çok da failleri biliyor.

Üstelik haysiyet, emek, birikim... kararnamelerle yok sayılabilecek, kapı dışarı itilecek şeyler değil...

En çok şunu anlayamıyorum, bu kararları verenler nasıl uyuyorlar ... Ne pahasına? Sahi söylüyorum, ekmekle oynuyorsun, bundan daha büyük vebal var mı? Gün biterken, başını yastığa koyarken, bu kadar mutsuz edilmiş insanın ahını nasıl taşıyacaksın? Değer mi buna ?

Ne yaptı bu insanlar, seninle aynı fikirde değiller veya seni eleştirmişler... Başka? Bu hayat hiç mi normalleşmeyecek sanıyorlar?

Bir insan üniversitede ne öğrenir? Hayatta tek bir doğru, tek bir hakikat, tek bir tarih, tek bir siyaset olamayacağını...

Bambaşka yerlerden, sınıflardan, kültürlerden gelmiş öğrencilere ne öğretilebilir? Onları anlayarak, onları dinleyerek, başka pencerelerden, farklı resimlerden söz edersiniz. Farkındalıklarını geliştirmeye çalışırsınız.

Tam final haftasında, hocalarının işlerine son verildiğinde çocuklar-öğrenciler ne hissetmişlerdir? Bombalar patlıyor, insanlar katlediliyor, dolar, avro almış başını gidiyor... Aa bizim sınıfta bir suçlu varmış, meğer bizi zehirliyormuş mu derler?

Yurdagül iyimserliğini mumla arıyorum. Ömrünü okumaya, yazmaya ve öğretmeye vermiş insanlar, yurdagül fedakarlığının bir parçası değiller midir?

Utanmakla iyilik arasında, vicdanla din arasında sanıldığından büyük bir yakınlık var.
Related Posts with Thumbnails