Çarşamba, Ekim 18, 2017

Gizli saklı


Hepsini kanarak, inanarak ve hayran kalarak okudum ve seyrettim. Çocukken, etrafımdaki herkesin, örneğin öğretmenlerin, pedagogların, sanatçıların, ebeveynlerin zararlı, faydasız veya önemsiz bulduğu popüler kültür ürünlerinin okuru ve meraklısıydım. Çizgi roman seven bir öğretmenim olmadı, her başarısızlığımda ceza olarak kitaplarım sobada yakıldı. Ben büyürken sinemadan, futboldan, müzikten yoz ve lüzumsuz olarak bahseden yüzlerce yetişkin tanıdım. Solcular, sağcılar, muhafazakârlar, İslamcılar sevdiğim şeyleri sevmiyorlardı, onlardan şikâyet ediyor, siyaseten bağırıyorlardı. Okuduğum ve sevdiğim şeyleri gizlemem, gerektiğinde küçümsemem ve geçiştirmem gerektiğini zamanla öğrendim. Çizgi romanları sevdiğimi, her gün film seyrettiğimi öğretmenlerime sanıyorum hiç söylemedim. Onlarla nasıl konuşacağımı öğrenmiştim.

Zamanla o beğenmezliğin, o hoşnutsuzluk söyleminin heyecanlı ve romantik bir içeriği olduğunu da fark ettim. Bir eşik noktasındaymışçasına konuşuyorlar, haklı olduklarına inanıyorlar, küçümseyici-aşağılayıcı davranıyorlardı. Ders vermek, haddini bildirmek istiyorlardı. Onlara göre bu ürünler yaygınlaştıkça toplum, ahlak, milli değerler mutlaka erozyona uğruyordu. Bunların yasaklanması, sansürlenmesi, tecrit edilmesi, engellenmesi gerekiyordu vs... Söz dönüp dolaşıp daha doğru film, daha güzel roman, daha eğitici çizgi roman filana geliyordu.  

Cumhuriyet tarihi ile ilgili çalıştıkça bu dil ve söylemin hiç eksilmediğini, istisnasız her dönem popüler olan her şeye karşı kullanıldığını gördüm. Üniversitede çalıştığım yıllarda temel çıkış noktam bu dil ve tavrı deşifre etmek, bunu yaparken vakti zamanında zararlı ve önemsiz bulunan her ne varsa onların dökümünü çıkarabilmekti. Artık üniversitede değilim ve iş yoğunluğum ve değişen hayatım nedeniyle akademik metinler yazamıyorum. Belki ileride, emekli olduktan sonra tekrar kütüphanelere dönebilirsem popüler kültür karşıtlığının memleket hikâyelerini yazacağım. En azından bunu hayal ediyorum. 

Salı, Ekim 17, 2017

Çizgilere Derkenar 5


Naber'in yeni sayısında Umut Sarıkaya bu defa Miguel de Unamuno'dan bir uyarlama yapmış. İlginç bir seçim olmuş, tutku öyküsüdür, garip bir aşk, enikonu narsizm anlatılır. İnsan ister istemez neden seçilmiş diye düşünüyor, uyarlama başarılı olmuş, daha doğrusu Sarıkaya hikayeyi kendi dünyasına dahil edebilme mahareti göstermiş.


Cemal Nadir çizmiş, 1938 yılından, açıkça Ramiz'i (Gökçe) eleştiriyor. Hep aynı esprileri yaptığını, bundan da gocunmadığını iddia ediyor diyelim. İki karikatüristin birbirlerini sevmedikleri nedense pek anlatılmaz...


Remzi Türemen'in ellili yıllarda Hürriyet'te yayımlanan çizgi romanından. Dizinin kahramanı Metin'e uçakta soruyorlar. "Türksünüz demek?" Konuşurlarken anlıyoruz ki meğer, Metin maceralarını filme almak isteyen Hollywood yapımcıları tarafından davet edilmiş Amerika'ya.


Para Tuzağı'nın ikinci sayısı çıkmış, mizah dergilerinin son kuşak gençlerinin çıkardığı bir dergi olması nedeniyle ilginç ama zor da bir iş...Bir kıvam tutturmak, bir hava yakalamak, kadro olabilmek öyle kolay değil... Derginin yükünü Cihan Kılıç çekiyor. Sokak Dövüşçüsü'yle güzel hikaye çıkarmış örneğin. Nisan Hakan'sa "cartoon net" işlerine devam etmiş, ön sayfalara konmuş...Hortlak havasından kurtulsalar sanki daha iyi olacak...


Yakınlarda okuduğum en güzel biyografik western...Siyah beyaz olan albüm, üç yüz elli sayfanın üstünde bir "tosuncuk"

Valentine, manga havasında bir frankofon. Genç kız ergenliği üstüne...Avrupa'da yayınlanan benzer nitelikli mangaların aksine mahcup ve ölçülü...Dört albüm ve her biri doksan sayfa civarında renkli...Bana Türkçede de yayımlanabilir geldi.

Louca'yı sona sakladım, artık pek üretilmeyen futbol çizgi romanlarının en yenisi olabilir. Genel hikayesi ve komikliğiyle çocuksu demek gerekiyor. Bana çizgi roman okuru, "artık" o kadar çocuk gibi gelmiyor.

Cuma, Ekim 13, 2017

Uyku Sersemi


Kanser gibi büyüyen, başkalaşan şehir ve o şehir hakkında kitap hazırlamak isteyen genç bir editör. Daha dün “burada” olan ve hepsi birer hatıraya dönüşen evler, sokaklar, kitapçılar. Dipten gelen inşaat uğultusu... Günbegün gerçeklik algısını yitiren, çevresini, sesini ve en sonunda yüzünü tanıyamayan bir Kahraman...

Hakan Bıçakcı, kaybolan maziyi, vinçleri, kamyonları, sahte ay ışığını, uykusuzluğu, kötü rüyaları anlatıyor. Görünmez elin hırsla yırttığı sayfalar...

Uyku Sersemi, kayıp bir şehir rehberi. Bir yıkım günlüğü.
Related Posts with Thumbnails