Cumartesi, Nisan 29, 2017

İnsan Olan...


Yine kötü şeyler oldu, yine binlerce insan ihraç edildi. Üzülüyoruz, öfkeleniyoruz ama nasıl bu kadar akıl dışı davranılabiliyor doğrusu havsalam almıyor. Kimisi diyecek ki "bu saate kadar daha anlamadın mı?" İnsan teki şaşırma ve irkilme hissiyatını yitirmemeli. Yok yitirirsek, bizi insan yapan özellikleri yitiriyoruz demektir.

KHK eliyle insanlar işlerinden atılıyor, özlük haklarından mahrum edilerek mesleklerinden ihraç ediliyorlar. Tek tek sıralanmış isimlerle listeler dolaşıyor, medya haberleri şu bu yapılıyor... Kim bu insanlar? Nasıl yaşayacaklar bundan sonra? Bakın, ne yaptılar da bu sonucu yaşıyorlar demiyorum. Hayatlarını nasıl sürdürecekler diyorum. Her birinin hikayesi, bir ailesi, bir hayatı var. Bu kısmını bilen pek yok, bu insanlar tekrar işe giremeyecek, yurt dışına çıkamayacak, mahkemeye başvuramayacaklar. Savunma hakkı yok, suç yok, dava yok, ihbar var, ihraç var. Öyle ki hayatında suç kaydı olmayan, karakola gitmemiş, davası ve suçlaması olmamış insanlar bile keyfiyetle ihraç ediliyorlar.

Ne zaman olur kestiremiyorum ama bu hikayeler sonradan o kadar çok anlatılacak ki hep birlikte çok üzüleceğiz, ne yapmışız, niye yapmışız diyeceğiz. Yıllar sonra bu zamanı yaşayanlara, bu kahrı çekenlere, vallahi tillahi hepimize külliyen sadece yazık denecek. Açıklayamayacağız, niye diyemeyeceğiz. Yazık...Sadece yazık olan yıllar...

Hayat bir ring değil, insanların birbiri için üzüldüğü, birbirine iyi geldiği, birbirini iyileştirdiği bir yer...İnsan olan o ringten utanır.

Cuma, Nisan 28, 2017

Meşgalesi Olmayan Kendini Kurcalar


Çocukken, en fazla 12-13 yaşındayken, benimle yaşıt bir akrabamızın kızı, oğlanın birine aşık olmuş, karşılık bulamamış, öyle olmuştu ki yemeden içmeden kesilmişti. Evde "kız, kara sevdaya tutulmuş" demişlerdi. Benim için çok acayip bir şeydi, kızı da görmüştüm, çocuk zombi gibiydi, ürkünçtü. Doktorlara götürmüşler, hal çaresine bakmışlardı filan.

O yıllarda, ne söyleyeceğini merak ettiğim ve önemsemediğim bir Metin Bey vardı, şöyle demişti kızın hali için: "Meşgalesi olmayan kendini kurcalar". Bir yanda kara sevda lafı, diğer yanda kurcalama mecazı, o yaşlardaki tahayyülümü çok etkilemişti.

Yıllar yıllar sonra, benim okur yazar kılavuzum Metin Bey'in Mazhar Osman'ın iddiasını aktardığını anlamıştım.

İnandığım bir şeydir, insanlar boş kalırsa kendileriyle, başkalarıyla uğraşıyorlar. İşe güce bakmak, insanı sağaltır, bu fikri sahiplenirim.

Çarşamba, Nisan 26, 2017

Kâr ve Zarar


Dergilerle ilgili oldum olası romantik ve hararetli bir inanış vardır, hemen tüm dergilerin bir ideal uğruna çıktığı, yaşadığı, sürdürüldüğü farz edilir. Herkes ticaret yapar da dergiciler, yazarlar, çizerler, gazeteciler, yayıncılar yapmaz, yapmamalı diye düşünülür. Matbaacı sizden para alır, dağıtımcı alır ama siz bu işi para için yapmıyorsunuzdur.

Niye inanıyoruz buna?

Mizah dergilerini konuşalım.

Kendi matbaasında basılan, kendi dağıtım şirketiyle dağıtılan ve haftada üç yüz bin satan bir derginin ne kadar kazandığını hiç hesap eden var mı? Gırgır'dan söz ediyorum.

Gırgır, niye satıldı? Yüksek kârlı bir yayın olduğu için...Niye Gırgır gibi dergiler oldu, çoğaldı, çoktu? Kâr getirdikleri için... Neden Oğuz Aral, madem satacaklardı bana satsalardı dedi, Gırgır'ı satın alacak kadar geliri olduğu için... Niye gençler Gırgır'dan ayrıldılar? Öyle ya da böyle, yüksek veya sürekli gelir edebilmek için...

Bugün mizah dergileri niye kapanıyorlar? Az sattıkları ve bu nedenle iyi telif ödeyemedikleri için...Zarar ettikleri için... Yetenekli insanlar, iyi telif alabildikleri başka alanlarda çalıştıkları için...

Mizah dergileri, 1970 öncesine dönüyorlar, az kişiyle, düşük teliflerle çalışacaklar ve bu yeni duruma adapte olacaklar. Bunun en önemli sonucu, şartlar değişene kadar yeni üretici çıkamaması olacak. Gırgır öncesinde çıkmıyordu, çoğalmıyordu, belli mecralarda belli insanlar vardı ve onlar değişmiyordu.

Tartışması bol, ayrıntısı çok bir mesele. Üzerinden belli bir süre geçtikten sonra mutlaka bir şey yazacağım. Bu yeni yol ayrımını anlatmak gerekiyor.

Pazar, Nisan 23, 2017

Mizah Dergilerinin Yokluğu Ne Demek?


Muhalefet dendiğinde sadece büyük siyaseti, sadece partileri, meydanlardaki gösterileri anlamak doğru değil haliyle. Ben genel olarak "bundan kim rahatsız oluyor?" sorusunu sormaktan yanayım. Epey zihin açıcı bir soru gibi geliyor bana.

Hep kullandığım bir başka çıkarım daha var, Nasrettin Hoca, Timur'dan rahatsız olursa pek bir şey olmaz da Timur, Nasrettin Hoca'dan rahatsız olursa işin sonu neye varır bir düşünün diyorum.

Mizah dergileri, sadece siyasetçileri değil her türlü otoriteyi, hayatı, bağnazlığı, gerginliği,  talim ve terbiyeyi, ebeveynleri, hiyerarşiyi, kuralları, kralları, iki yüzlülüğü, boyun eğmeyi eleştirirler. Bunu iyi yapanı, kötü yapanı, hatta ne yaptığının farkında olmadan yapanı vardır.

Asıl önemlisi bunu yaparken  az ya da çok, öyle ya da böyle, Timur'un karşısında olmalarıdır.

Timur, elbette bir mecaz, muktedirleri ifade eden bir mecaz.

Mizah dergileri, çoğulculuğun, ifade özgürlüğünün ve liberterliğin kadim bir parçasıdır.

Lütfen şunu düşünün, mizah dergileri kimi rahatsız ediyor? Mizah dergilerinin yokluğu kimin işine yarar?
Related Posts with Thumbnails