Pazar, Eylül 24, 2017

Bir Temaşa Olarak Gurur


Hepimiz birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Çocukluğumuzu, çektiklerimizi, yaşadıklarımızı sıralıyoruz. İster istemez kendimizi, çevremizi, şehrimizi, ait olduğumuz memleketi bir şeyle niteliyoruz. İyi ve kötü ekseninde kendimize ve diğerlerine karakter özellikleri atfediyoruz. Doğru mu bunlar? Bu kadar çok hikaye olunca bu kadar doğru olmayacağı aşikardır.

Şöyle düşünün, dünyanın bütün kültürleri, bütün milletleri kendilerini diğerlerinden üstün görürler. Bu da doğru değil tabii ama eğitim sistemleri bunun üzerine kuruludur. İnsanlar büyürken ve öğrenirken "bir milli gurur" ekseninde dönüştürülür. Irkımızdan, devletimizden, tarihimizden gurur duymamız beklenir.

Gurur, büyüklenme hissi ve benliğinle övünme demek... Sırf bu nedenle gurur, tevazuyla karşı karşıya getirilir. Örneğin sahte bir tevazu derken onun altına gizlenen kibirden söz edilir. Gurur, olumludur, kibirse olumsuz. Etnik kökenimizi gururla, karşıtımız olan etnisiteleri kibirle adlandırırız.  Biz hakedilmiş bir gururla, onlar yersiz ve zararlı bir kibirle varlardır. Tuttuğumuz takımlar, yaşadığımız şehirler, bitirdiğimiz okullar, çalıştığımız kurumlar, inandığımız ideolojiler ve dinler... Say say bitmez.

Bence, gurur, insanın en büyük gösterisi. Bu kadar poz, bu kadar palavra, bu kadar çok adamlık edebiyatı, gurur ihyasından başka bir şeye yaramıyor. En çok tartıştığımız şey, gururun sahiciliği ya da gerçek dışılığı. Hem inanmıyor, hem de sürekli inandırmaya çalışıyoruz. "Kimsin sen?" derken gurur tokuşturuyoruz.

"Gurursuz" diye ilgi çekici bir hakaret var. Herhalde cennetten kovulan Adem'le başlamıştır gurursuzluk. Bu kadar gösterisi olduğuna göre o kadar eski ve ezeli olmalı...

Dario Fo, bir temaşa olarak gururun nafileliğine işaret etmek için söylemiş, "gırtlağımıza kadar boka battığımız için başımızı dik tutuyoruz," demişti.

Cuma, Eylül 22, 2017

Araplar


İstanbul seyahatimde Beyoğlu-Taksim civarındaydım hep. Manzara şöyleydi: şehre turist gelmeyince,  esnaf Araplara çalışır olmuş, bütün oteller onlarla dolmuş, vitrinlere Arapça yazılar asılmış. Çevrede Arapça bağıran çığırtkanlar zuhur etmiş, her şey onların beğenisine göre ayarlanmış. Anlaşılan o ki, bitti-bitiyor denilen Beyoğlu, can havliyle Arapça konuşmaya karar vermiş.

Benim için komik bir ayrıntı oldu, hava sıcaktı, peynir gibiyim, kafada da saç yok, bir kasket alayım dedim, nereye baksam deri kasket vardı. Bu sıcakta deri şapka mı takılır, kurtlanırız dedim, meğer Araplar, öylesini istiyormuş.

Araplarla aramızda epey benzerlikle var ama biz yüzümüzü yüzyıllardır Avrupa'ya dönmüşüz, sadece bu bakımdan bile dünya kadar kültürel farklılığımız var, üstelik zaten ülke gergin, Araplar da tarafların biriyle özdeştirliyor...Ankara'ya dönerken yanımda bir kadın vardı, Antepliymiş, Hatay'da çalışıyormuş, bir sınava gelmiş filan... Hatay'dan kurtulamazsa ölürmüş şu bu... O anlattı, ben dinledim. Sonra nerden çıktı bilmiyorum, Arapların ülkeyi "mafettiğini" filan söylemeye başladı.

Yanlış olmasın, Einstein galiba, başarılı olursam Almanlar beni Alman , Fransızlar da dünya vatandaşı sayar demişti. Ama yok başarısız olursam, Fransızlar beni Alman sayar, Almanlar da Yahudi...

İşler iyi giderken, dükkanlara, evlere, ceplere para girerken ırkçılık, ayrımcılık hep ötelenir... O iş tavsarsa, durursa, akmaz damlamaz olursa bütün göçmenler, bütün yabancılar günah keçisi olup çıkarlar, manen ve madden tartaklanırlar. Az bile yazdım bu kısmı.

Beyoğlu, hiç görmediğim kadar seyrekti, o insan seli azalmış, dükkanlar boşalmıştı. Araplar, Beyoğlu'nda para harcıyorlar ama bana seviliyorlar gibi gelmedi.

Arap kalabalığına şaşırdığım için abartıyor olabilirim diyerek kendimi uyarıyorum. Ben yanılıyor olmaya razıyım.

Not: Fotoğrafı, İHA'nın Arap Turistlerle ilgili bir haberinden aldım.

Perşembe, Eylül 21, 2017

Hatıra


İstanbul hatırası diyelim. Muhalefet Defteri kitabımız ile ilgili YKY'de bir söyleşi yaptık. Etkinlik öncesi Yekta (Kopan) ve Bağış (Erten) ile selfi "çekindik"



Cumartesi, Eylül 16, 2017

İki Yüzlülük


Görmüş olabilirsiniz, sosyal medyada dolaşıyor, İstanbul'da, tahminen söylüyorum, eğlence mekanlarının çıkışında ya da kıyılarında insanlara sormuşlar, kaydetmişler. Diyorlar ki bize önce üç tane evlilik programı sunucusu söyle sonra da edebiyattan üç dünya klasiği say... Hadi bakalım...İlki tamam da ikincisini yapamıyor insanlar.

İnsanlar da oflaya puflaya paylaşıyor bu video haberi, "vay Türkiye'nin haline" filan...

Peki bu haber mi, bu haberde sürpriz var mı, ilk konuşulan üç kişi, televizyon yıldızlarını sayamayıp, arka arkaya klasikleri sıralasaydı, biz bunu haber olarak görür müydük, okur muyduk, paylaşır mıydık? Yahu, buradan nereye varılır ki?

Dünyanın her metropolünde, her dilinde, her kültüründe sokağa çıkın ve aynı şeyi sorun, her yerde ve her zaman benzer bir sonuçla karşılaşırsınız.

Bunun adı salçalı iki yüzlülük. Haber değil "ayıp" arıyorsun, her defasında daha fazla "ayıp" istiyorsun...İsmi geçtiği için söylüyorum, Seda Sayan magazininden farkı nedir bunun? Kaldı ki Seda Sayan, senden daha fazla kitaptan bahsetmiş bile olabilir. Bir kere bile bahsetse senin "kitap ilavenden" daha fazla etkili olmuş olabilir. Bu konuda çok ciddiyim.

Bütün sosyal medya, ayıp arıyor, güne aptallığı teşhir ederek başlıyor, gün boyu "yuh artık" nakaratıyla yürüyor. Sen gazetecilik yapacaksan e'cik bunu yapma, suyuna gitme, suyu çevir, suyu bulandır.

Cuma, Eylül 15, 2017

Hayriye Hanım'ı Kim Çaldı?


Usul usul çoğalan hüzün. Hayriye’yi arayan Rüya. Yüzleşmeler, eksik kalan mevsimler, pencere önündeki koltuk, yangınlar, çaresiz kaynaşmalar… Kısacık aşkları şehrin.

Figen Şakacı, Bitirgen’le başlayan Pala Hayriye ile süren üçlemesini Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı? ile tamamlıyor. Bir ömrü anlatıyor, bir kadının varlığını, yokluğunu, izlerini, cümlelerini, gürültüsünü…

Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı? Aşkların, yenilgilerin, solgunluğun, neşeli ve dirençli kahkahanın romanı…

Tarih

Perşembe, Eylül 14, 2017

Kaç yıl?


Bir arkadaşım  "insan kaç yıl genç kalabiliyor?"diye sordu, konuştuk, insanın erken büyümek zorunda kalmasından, ailenin-toplumun-öğretmenlerin dayatmalarından, sınavlardan, rekabetten, yenilgilerden filan söz ettik, bir insan bütünüyle özgür ve meydan okuyarak, sürüye katılmadan bir ya da iki yıl, o da aralıklarla toplayarak, ancak o kadar genç kalabiliyor gibi geldi bize. Ancak o kadar...

Mesele, bu kadar çok insanın gençlik pozu yapmasından çıktı, kaçan gençliği kovalamasından, gençleşmeye çalışmasından, bu kadar çok gencin ihtiyarlar gibi düşünmesinden filan...

İçinde yaşadığımız hayatın gerginliği nedeniyle insan şunu düşünmeden edemiyor, bizim gibi ülkelerde insanlar kaç yıl genç kalabiliyor. Kaç yıl çocuk kalabiliyor?

Dün defnedilmiş bir cenazeyi, sefil bir güruh, kazarak teperek vurarak topraktan çıkarmaya kalktı. Aile de baktı ki karşısında insan yok, cenazeyi mezardan çıkarıp, başka bir yere defnetmek-götürmek-kaçırmak zorunda kaldı.

Nedir bu? Kanun önünde, vicdanlar karşısında bunun adı suçtur, zulümdür, günahtır, rezilliktir.

İsim yazmadım, kim kimdir belirtmedim. Yazdıklarımda cinsiyet yok, etnik köken yok, Türk, Kürt, Ermeni, Alevi yok. Yapılanı tarif ettim.

Madem yok dedik, sayacak "yok" çok. Örneğin olup bitene dur diyecek insan yok. Engel olan  yok. Vicdan yok. Herhangi bir dine inanan yok. Utanan yok. Kitap yok, Allah'tan korkan yok.

Peki biz, her birimiz bu olup bitenlere şaşırıyor muyuz? Şaşırmıyoruz işte. Niye şaşırmıyoruz?

Böyle bir iklimde yaşayan çocuklar bir an evvel büyümek zorunda kalırlar. Sertleşmek, sertlik göstermek, intikam almak, adam olmak, canını vermek, ölmek ve öldürmek isterler. Ve aslında büyümez, büyükleri taklit ederler.

İnsan, kaç yıl genç kalabiliyor dedim başta, yaşanan linçle bunun ilgisi yok diyelim ve çarçabuk geçelim, bunlar çoook başka meseleler...

Hepsini ayrı ayrı konuşalım, sapla saman karıştırmayalım ama di mi?

Çarşamba, Eylül 13, 2017

Tuhaf


Üniversitede ilk karşılaştığım çocuk, bana yekten Leninist olduğunu söylemişti, günlüğüme yazmışım, çok kararlı biri gibi gelmişti. Geçen sosyal medyada gördüm, kendini yogaya vermiş ve anladığım kadarıyla Atatürkçü olmuş, o yıllarda karşıtıydı.

İnsan değişir, yeni şeylerle karşılaşır, yeni şeylerden usanır, eskiye döner, düşüncelerini değiştirir, farkına varır, öğrenir, vazgeçer. Bu değişimi, bizimle aynı fikirde değiller diye azımsamak saçmalıktır.

Beni rahatsız eden, insanın bir şeye inanırken, karşıtlarına karşı gösterdiği şiddet ve tahammülsüzlük.

O çocukla, sonradan sınıf arkadaşı olduk. Beraber oturuyor, kalkıyor, birlikte büyüyorduk. Bir ara nasıl oldu bilmiyorum, bu ateist çocuk Adnan Hocacı oldu, namaza başladı, bizimle konuşmaz oldu. Bizden uzak durması yetmezmiş gibi namaz kılmıyor diye üniversite mezunu annesini bile tokatlamıştı filan... Bu şedit hali çok sürmedi neyse ki, en fazla bir ay kadar sonra tekrar "normale" döndü.

Otuz yıl öncesinden söz ediyorum, Adnan Hoca'yı falan pek bilmiyoruz, işte Nazlı Ilıcak bir röportaj yapmıştı Bulvar'da. Gazete toplatılmış, adam içeri alınmış şu bu...Bildiğimiz tek şey o röportaj. Adamı duymuş değiliz, bir yerde görsek tanımayız. Okulda Harun Yahya kitapları dağıtılıyor filan ama kuşe baskısı dışında ele avuca gelir bir şey değil.

Arkadaşa sormuştum, bak demiştim sen şüphecisin, aklını kullanan, sezgisi olan bir adamsın, nasıl olur da hiç tanımadığın birisini dinleyerek, inandığın şeylerle ilgisi olmayan bir yola girersin. Bana demişti ki, "Çok güzel konuşuyor, etkilendim."

Üstelememiştim ama aklımda yer etmişti. 18 yaşındayım, insan birisinin güzel konuşmasından etkilenerek nasıl hayatını değiştirir aklım almıyor. Merak ediyorum. Bir de ben dinlesem diyorum. Ne anlatabilir, ne söyleyebilir...Ne bu şimdi?

Üzerinden yıllar geçti, Adnan Hoca bir medya starına dönüştü. Neyi nasıl söylediğini hepimiz gördük, duyduk. O kadar sene, büyük bir merak değil ama merak işte, bir insanın ne konuştuğunu merak etmişim. Boşuna etmişim.

Öğrenme, inanma, reddetme ve kabullenme, akletme... Koşullardan, çevremizden, ailemizden, sınıfımızdan, şehrimizden, büyüme hikayelerimizden besleniyor. Tek doğru, tek yanlış yok...Ne desek boş, tuhaf ama böyle...

Salı, Eylül 12, 2017

Konuşmamız Var


20 Eylül'de İstanbul'da konuşmamız var, bekleriz. Bir miktar kitabı konuşacağız ama yakın dönemin mizah dergilerine, dünyadaki ve bizdeki sorunlara daha çok yoğunlaşacağız. Memleket dergileri iyiye gitmiyor deniyor, hem onu hem de dünyada işler nasıl gelişiyor konuşalım dedik. Sağolsun Yekta (Kopan) da bize moderatörlük edecek. Böyleyken böyle.

Konuşma ilgili ayrıntılı bilgi için link

Pazartesi, Eylül 11, 2017

Korkutan Cesaret


Bugün, Kerim Özcan’ın Gündönümü kitabının duyurusunu yaptım: Feysbuk’ta birisi altına yorum yazmış, cümle bozuk ama şöyle demiş: “türk romanı 90lar turk sinemasi gibi aşamadı şu taşralı sorgulayan ergen bunalımı”.  

Kitabın bunlarla, yani taşrayla ergenlikle bir ilgisi var mı? Tabii ki uzak yakın ilgisi yok. Kitabı okumamış, bilmiyor, sallıyor, savuruyor… İlk defa başıma gelmiyor bu. Daha önce de oldu, kitap daha kitapçılara dağılmadan, sayfaları karıştırılmadan, duyurusunu paylaşırken söyleniyor böyle şeyler. 

Eskiden şaşırıyordum, kitabı okumadan, ne anlattığını bilmeden, insanların ileri geri laf söylemelerine şaşa kalıyordum. İnsanlar, bunun anlaşılacağını düşünmezler mi diyordum. Sahiden patolojik bir durum bu. İnsanlar, dikkat çekmek için o kadar çok uğraşıyorlar ki asıl ekseni umursamıyorlar. Çok basit aslında, kitabı okuyan birisi çıkar da beni rezil eder demiyorlar. Bu cesaret, inanılır gibi değil… Hep söylüyorum, kötü olan, olup bitene, o salvolara, o cesarete şaşırmıyor olmamız. Bize normal ve olabilir gelmesi. 

Yazmamın tek nedeni, ilk kitabı çıkmış iyi bir yazara yapılan haksızlığa kızmam.  Bu dediğini herkese yazarsın, tek bir sayfasını okumadığın yeni bir yazara niye yapıyorsun bunu...Edeb yahu, dünyada söz söyleyecek bir dolu "şey" varken...Dur hele...

Kendi açımdan, üzücü olan şey ise sonradan ortaya çıktı. Biri sizin arkadaş listenizden bunu yazınca ister istemez  bu kim diye bakıyorsunuz, önce tanıyamadım. İnsan yaş ilerleyince çok insanla tanışıyor, o sebeple tekrar tekrar baktım ve kim olduğunu hatırladım. Bu salvocu, çıka çıka bana şiirlerini okutan taşralı ergen bir öğrenci çıkmaz mı? Belki on beş yıl öncesinden...Görünen o ki şair olmak isteyen, bunalımlı, küçük büyük sorunları olan o kırılgan çocuk gitmiş, azımsayan, hakir gören, tahkir eden biri gelmiş. Değişmeyen tek şey bozuk cümleleri, pozcu ifadeleri. Sahiden dünya küçük. Ve sahiden hayat kısa. Önce yorumu sildim, sonra listemden çıkardım kendisini.

Gündönümü


 Bahtiyar Hoca, sabah ezanına gittiğinde bir kadın cesedi buluyor gasilhanede. Ölüm gününü kutlamaya gelmiş Cemre yatıyor teneşirin üstünde.

Uçurumu çağıran iç ağrıları anlatan bir defter çıkıyor ortaya. Siyahi boşluklar. Kısacık mutluluklar. Uzun ve saklanan hatıralar. Korkutan ve utandıran sırlar.

Kerim Özcan, cami avlusuna inen kaybolmuşluğu anlatıyor, yok sayılanı, yıllar yıllar öncesinden kalan sızıyı. Tek tek acılı sözcüklerle geliyor Gündönümü. 

Yeni bir yazar, güçlü bir ilk roman. Hayattan gelen hayata…

Pazar, Eylül 10, 2017

Cumartesi, Eylül 09, 2017

Yazı Atölyesi


CerModern'de yaptığım yazı atölyesinin yeni dönemi 24 Eylül'de başlıyor.
Ayrıntılı bilgi için
edebiyat@cermodern.org
0 (312) 310 00 00 / 128

Cuma, Eylül 08, 2017

Yanlarındaki gramofonu kurarak...


Toplumsal Tarih'in temmuz sayısında Zafer Toprak "Rakstan Dansa Erken Cumhuriyet ve Çarliston Gençliği" başlıklı, malzemesi bol bir yazı yazmış. Zafer Hoca, sanıyorum, bu malzeme işinde ülkenin en önemli arşivcilerinden biri.

Yukarıdaki alıntı, Ankara'yı anlatan 1927 tarihli bir dergidenmiş.

Hoşuma gittiği için paylaşayım istedim, güzel bir pozculuğu var ve muhtemelen yalan dolan. Anlatılana göre, İstanbullular, Ankara'da bir partiden çıkıyor, manzarayı doğup büyüdükleri şehre benzetip dansetmeye başlıyorlar. Parisien bir delilik...mi demeli? Angara ağzıyla "hadi len" mi?

İlginç olan şu ki yanlarındaki gramafonu kuruyor ve sokakta dansa başlıyorlar. Bak bu sinematografik işte...

Perşembe, Eylül 07, 2017

A short history of comics in Turkey


Belçikalılar için Türkiye'de çizgi roman hakkında yazdım.

Söylediğim buydu


Bir kaç gün önce "Cahile Gülmek" diye bir yazı yazmış, tam da bunu söylemiştim. Sosyal medyada tüketilmiş, aklı başında herkesin esprisini yaptığı, üstelik kim olduğu bile bilinmeyen bir meczubun zırvaladığı bir şeyi kapağa taşımamak gerekiyor. Bu espri iç sayfalarda olabilir ama kapak mutlaka bir farklılık taşımalı. Sosyal medyada trendy olmayan bir yerlerden yürümeli

Yeri gelmişken yazayım, Uykusuz, bence üçüncü sayfasını ya da o mantığı arka kapağına taşımalı, ayrı bir kapak yapmamalı...

Çarşamba, Eylül 06, 2017

The Man of the Year


Orijinali Fransızca olan bir çizgi roman serisi var, tarihten bir yıl ve olay seçip, o olayın kıyısında-ortasında olan bir "actor" seçiyorlar. Ben bu tür ticari işlerden pek hoşlanmıyorum ama ilgimi de çekmiyor değil. Neyi, nasıl anlatmışlar dikkat kesiliyorum. Bu tür serilerde olağandışı bir çizgi pek çıkmıyor, mainstream neyse o düzeyde bir çizgi aranır bulunuyor çünkü, çizgi dediğim, hafif foto realistik, hafif belgeselci bir şey tabii. Ben, senaryolarla ilgileniyorum, belge nitelikli olduğu için dramaturjisi kolay değildir. Her sayıda ilginç bir senaryo oyunu oluyor. Aşağıda serinin dördüncü bölümünden Che'nin katledilişine dair iki sayfa aktarıyorum.




Salı, Eylül 05, 2017

Siyahi şehrin büyücüsü


Galip Tekin’i kaybettik. İsmi çizgi romanla birlikte anılan önemli bir sanatçı, çizgili dergileri takip eden herkesin ilk aklına gelen üreticilerden biriydi. Yüzlerce çizer ve hikayeci arasında hatırlanması, sempati ve saygı görmesi birkaç haklı nedene dayanıyordu. Her şeyden önce, halihazırda çizgi roman çizmeyi, her hafta iş üretmeyi sürdüren bir emekçiydi. Yaşıtlarıyla ve kendi kuşağından başka çizerlerle kıyaslandığında bu tempo ve özveriye katlanan bir başkasına rastlamak pek mümkün değildi. Çoğu çizer, dergilerden uzaklaşmış ya da çizmeyi bırakmıştı. Tekin’in, aşağı yukarı 1982’den beri popüler olan tüm çizgili dergilerde her sayı bir hikayesi yayımlanıyordu. Yazıp çizdikleri, dergilerin değişmeyen sayfalarından oluyordu, dile kolay, büyük aralar vermeden bu sürekliliği otuz beş yıldır gösteriyordu. Üstelik, mizah dergileriyle ve komiklikle ilgisi olmayan hikayeler anlatıyordu. Garip, korkunç ve alelacayip şeylerdi çizdikleri. Yıllara dayanan ısrar ve iştahı, mizah dergilerinde fantastikle ve mizahi olmayan hikayeler ile özdeşlemesini sağlamıştı. İlk yıllarda yeniliği, sonrasında geleneği temsil eder olmuştu.

Başa dönelim, ilk acayiplik, Oğuz Aral’ın Gırgır gibi ana akım bir mizah dergisinde Tekin’in komik olmayan hikayelerine yer vermesiydi. Bu durum genellikle Aral’ın Tekin’e olan sempatisi, baba-oğul ilişkisini andıran yakınlığına bağlanır. Buna göre Aral, bir başkasına göstermediği müsamahayı Tekin’e göstermiş, kendisi bıkkınlıkla yazı çizi işlerinden uzaklaştığında dergi yönetimini dahi ona teslim etmiştir. Sırf bu yüzden, Gırgır’ın komiklikten uzaklaştığı ve Tekin’in yönetiminde büyük tiraj kaybettiği söylenir. Elbette bunlar, spekülatif yorumlar. Bana kalırsa Aral, Gırgır’ın okur kitlesini artırmak gerektiğinde farklı türlere ve eğilimlere bütünüyle uzak biri değildi, yeni olanı denemek istiyordu. Nuri Kurtcebe, Galip Tekin’in anlattığı türden hikayeleri daha önce denemişti ve bu durum, Aral için benzersiz ve hiç bilinmedik bir ayrıksılık değildi. Dergiyi ve okur ilgisini önceliyor, Tekin’e öyle adamakıllı şaşırtıcı bir iltimas geçmiyordu. Tekin’in başlangıcı, bütünüyle Oğuz Aral’ı andıran bir çizgiyle komik olmaya çalışan, final karesine yoğunlaşan sürpriz sonlu bir hikayecilikti. Tekin, o günleri anlatırken Gırgır’a mizah değil gerçekçilik kattığını söyler, Utanmaz Adam’ı bitirdiğini iddia ederdi. Ona göre, Utanmaz Adam’da kurşun birisinin kafasını komik biçimde delip geçerdi, oysa Tekin, dağılan bir beyin ve etrafa sıçrayan kan gösteriyordu ve bu sertlik, dergilerdeki gerçeklik aura’sını baştan ayağa dönüştürmüştü. Popüler kültür ürünlerinde gerçeklik vehmi, Tekin’in kastettiği biçimde şiddet kullanımıyla, argoyla veya aktüele ilişkin siyasi eleştiriyle yeniden kurulabilir ama bu değişimin karşılığı, okur ve izleyici kaybı olabilir. Duvardaki kan ya da dağılmış bir beyin herkesin görmek isteyeceği bir sahne değildir. Mizah dergileri, doksanlı yıllarda tiraj kaybederken, televizyonda anlatılamayacak olan hikaye ve dili kullanarak ayakta kaldılar ama bu onların Gırgır’a kıyasla “az satar” ve marjinal bir döneme girdiklerinin deliliydi.

Tekin’in çizgi romancılığı bu az satarlığın kıyısında “karanlık sokaklarda” geçiyordu. Dergilerde siyahın en çok kullanıldığı sayfalar mutlaka ona ait oluyordu. Bizim bir “undergorund” kültürümüz varsa, Tekin bunun bir parçası olup çıkmıştı. Alkol tutkusu nedeniyle aralıklarla tedavi görüyor ve bu saplantılı durum, hikayeciliğine ister istemez iliştiriliyordu. “Deliliğin eşiğindeki Galip Tekin” imgesi hikayelerinden çok daha fazla konuşulabiliyordu. Anlaşılırlığı güçleştiren bir anlatım tarzı vardı, Gırgır’da hissedilir biçimde etkili olan frankofon çizgi romanların kareleme ve kurgu anlayışının dışında durmak istiyordu. Bir kareden öbürüne oklar ve işaretlerle gidilen, farklı bir ardışıklıkla okunuyordu sayfası. Hikayelerin başında ya da sonunda kendini çizerek hikaye ya da hayat hakkında yorumlar yapıyordu. Bu tercih, hem dergilerin komik atmosferiyle uyumluydu hem de korku edebiyatının hikaye anlatıcısı geleneğiyle benzeşiyordu. Tekin, yetmişli yılların Métal Hurlant dergisi üreticileri, Amerikan korku hikayeciliği ile Gırgır Okulu'nun bir tür karışımıydı. İddiaların aksine “global” değil yerel bir anlatıcıydı, fantastik bir temayı, bu topraklarda geçen bir biçimde anlatabilmek temel dertlerindendi. Beyoğlu’nda geziniyor, çocukluğunun geçtiği Adana’dan, Konya’dan bahsediyor, uzak kırsaldaki tekinsiz köyleri resmediyordu.

Hikayelerindeki natüralist “eden bulur” mantığı onu hem mizaha hem de din mitolojisine yakınlaştırıyordu. Fantastik hikayelerini “Uzaylılar” temasıyla harmanlayarak kuruyordu ama asıl ilgiyi, aynı çerçeveyi dinle ilişkilendirdiğinde yakaladı. Peygamberlerin uzaydan geldiğine ya da uzaylılar tarafından korunduğuna ilişkin iddiaları oldu hikayelerinin. “El Baraka” ve “Dönüş” isimli hikayeler, yayımlandıkları dönemlerde İslami çevrelerin hedefi haline gelmişti. Gır-Zara’da, dünyada yaşanan, gezegeni sonlandıran büyük patlamadan sonra bir Gırgır cildi başka bir gezegene düşüyor ve ahali ona kutsal kitap itibarı gösteriyordu. Dine yönelik eleştiri gibi görünen hikayelerle Tekin’in kurduğu ilişki uzun yıllar içinde başkalaştı, ilk yıllardaki şaşırtıcılığından uzaklaştı. Bir yaratıcıya ve Müslümanlığa inanıyordu Tekin. İnançsızlığa ise daima mesafeyle yaklaşıyordu, sempati göstermiyordu en azından. Birdenbire ortaya çıkan mucizevi olaylar, canla ödenen kefaretler, cezalandırılan sapkınlıklar, iyilik-kötülük dualizmiyle açıklanıyordu. Sokak kültürüne yakınlığı nedeniyle meydan okuyuculuğu seviyor, bazen anti-entelektüelist, bazen sağcı ve cinsiyetçi, bazen anti-politik görünebiliyordu ama son kertede otorite karşıtlığı hâkimdi hikayelerinde. Para hırsını, rekabetçi piyasayı, patronları sevmiyordu; aileye değil arkadaşlığa, aşka değil cinsel arzuya inanıyor, okuru her zaman rahatsız etmeye çalışıyordu. Kısa ve çarpıcı olmak, şoke etmek, afallatmak istiyordu. Geçmişinden bahsederken bile babasının intiharından, kan davasından söz ediyor, aralıklarla hatırlattığı Oğuz Aral’ı sert konuşmalarıyla resmediyordu.


Galip Tekin, çizmeyi çok seven, kendini çizgi romanla var eden biriydi. Çizerek kendini sağaltmayı biliyordu. Mizah dergilerinden başka bir hayatı yaşamamış gibiydi, bütün dünyası dergilerle ve onlara dair hatıralarla doluydu. Siyaseti, edebiyatı, dostluğu, rekabeti, dayanışmayı, doğruyu ve yanlışı dergilerden öğrenmişti. Yakından tanıyınca daha iyi anlıyordunuz; Oğuz Aral, yalnız ve yetim bir haytadan çizgi romancı çıkarmıştı. Galip Tekin’in yokluğu, mizah dergilerinde “siyahiliğin” eksikliği olacak ama galiba en çok, ürettiğinden emin olduğunuz bir abinin, çizgiden heyecanlanarak konuşan bir “amatörün” kaybını hissedeceğiz. Bu da durup durup kederlenmemiz demek.

Sabit Fikir, Ağustos 2017
Çizgi: Oğuzhan Demirel

Pazar, Eylül 03, 2017

Son Okuduklarım 19


Yılanlarla Dans, ilginç ve kendisini okutan "fantastik" bir novella. Gerilimi ve koyuluğu, tuhaf bir ironisi var. Fantastik demem yanıltıcı olmasın, böyle söyleyince kılıç ve büyü hikayelerini anlayan bir nesil büyüdü, onu kastetmiyorum. Abartısı ve muamması, hatta erotizmi nedeniyle söylüyorum bunu. Ursula K. Le Guin'le Konuşmalar, yazarla yapılmış söyleşi ve röportajlardan oluşan bir kitap. Bu bakımdan bazı sorular çok sık tekrar ediyor, Le Guin defaatle ailesini anlatıyor filan ama edebiyatla ilgili görüşleri, heyecanı, cesareti ve çalışkanlığı çok etkileyici. Güzel önyargıları var, kimilerine hem katıldım hem çok eğlendim. Hadi, Yarın Görüşürüz şöyle bir kitap. Tez yazarken, iyi tez yazıyorsanız tabii, bir tür dedektiflik yaparsınız, elinizde veri yoktur. Bir cümle, doğru olarak kabul gören bir düşünce filan... Gerisini getirir, araştırdıkça elinizdeki bulmacayı tamamlarsınız. Roman, hikaye anlatıcısının çocukluğunda yaşadığı bir olayı yeniden ele almasının hikayesini içeriyor. O sebeple hoşuma gitti. Chaboute imzalı Moby Dick, eserin okuduğum en iyi çizgi roman uyarlaması olabilir. 2015'te Fransa'da çıkmıştı, bu yıl İngilizcesi yayımlandı.


Letâ'if, Nasreddin Hoca fıkralarından derlenmiş 1837 tarihli bir kitap. Tıpkıbasım diyorlar böylesine. Kaçırmışım, 2015'te çıkmış, yeni farkettim, Sabri Koz hazırlamış, hoş kitap olmuş. Yetkin Gülmen işi Esnek ile Geniş, bir tür sitcom iyimserliği taşıyor, bir ergen erkek fantezisi aslına bakarsanız, her koşulda mutlu kalan bir çiftin aşk hikayesi, hem de "aşk ne ya!" havasında, ayrıca ve uzun uzadıya konuşmak gerek. Sanıldığı kadar genç hikaye çizilmiyor. Aşig û Maşûg, Sarkis Seropyan'ın Kürt ve Ermeni masallarından yaptığı bir derleme. Üç aşk masalı var içeride. Masallara eşlik eden Zeynep'in (Özatalay) illüstrasyonları çok başarılı, sanıyorum, yaptığı en iyi işler olabilir, kitap kibar ve cazibeli olmuş. Leaf (2015), Daishu Ma'nın balon ve yazı kullanmadan ürettiği bir grafik roman. Kurşun kalemle çizilmiş, arada sarı ve mavi renkler atılmış. Kareler arası ardışıklık meselesi ilgimi çektiğinden bu aralar bu türden yazısız, balonsuz albümler arıyorum.


Sana Borcum Var, ikisi yeni keşfedilmiş-hatırlanmış dört Fitzgerald öyküsünden oluşan bir kitap. İlk öykü O'Henry havasında. Boşuna reddedilmemiş. Üçüncüsünde yazar kendini hatırlatıyor, sonuncusu ise epey bir otobiyografik, o ilginç. Üçüncüsü potansiyelliymiş, büyürmüş. 365 Samurai, İsviçreli bir çizerin çalışmasıymış, manga havasında, her sayfada tek kare var. Hikaye beni cezbetmedi ama sessiz kareleri izlemek için okudum. Buzda Yürüyüş, bir "yolda" hikayesi, kendini okutuyor, Herzog yazmış ama bence o işin magazini, flaneur metinlerini seviyorsanız, ilginizi çeker. 5 Ronin, atmosfer yaratıp içine kahramanlarını iteleyen Amerikan vasatlarından biri. Hikaye yok, poz var; kötü adam yok, tahkiye yok, şimdi kim çıkacak, nasıl yorumlanmış var. Sahiden "nasıl hikaye olmaz" dersi olarak anlatılabilir. Kafayı fanlarla bozmuşlar, onları okuyucu sayıyor, çırpınıyor, küçüldükçe küçülüyorlar.

Cumartesi, Eylül 02, 2017

Cahile Gülmek



Ayağı takılan, buzda kayan, beklenmedik biçimde yere düşen birine  doğal olarak herkes güler. Bu mizah değildir, mizah, kendini yere düşen birinin yerine koyarak başlar, biraz evvel yere düşmüş adamın peşi sıra yere düşmüş gibi yaparsanız, işte tam orada mizah gelişir. Üstelik bu komik olmayabilir bile...Bunu yaparak yere düşen-gülünerek "saldırıya uğrayan" mağdurun tarafına geçersiniz. Mutlaka güldürmenin peşinde olmadığını da gösterirsiniz.

İyi bir mizahçı, zihinsel gerilikle ve cahillikle alay etmez, onları karşısına alarak, onları meze ederek mizah yapmaz. Daha açık yazayım, mizahçı, Karagöz'le alay etmez. Mizahçı, Karagöz değildir, Karagöz'le hemfikir olmak zorunda değildir. Karagöz'le hempalık eder ama onun iki adım önünde veya gerisinde durur, o iki adıma da mizahçı mesafesi denir. O mesafe farkındalık içerir, Karagöz'e karşı kibir ve büyüklenme, hiyerarşik bir mesafe içermez. Anlama arzusu vardır, mutlaka hak vermek değil.

Bunları niye anlatıyorum?

Gerilimli bir hayat yaşıyoruz, ülke siyaseten kamplara ayrıldı. Her gün o kamplardan provakatif nitelikli haberler geliyor, epeycesi üretiliyor. Özellikle sosyal medyada hızla dolaşıma giren haberler, "haberden" çok eğlencelik gibiler. İnsanı şaşırtan, dumur eden, şimdilerin deyişiyle "zaytung haberlerini" aratmayan acayiplikler okuyoruz.

Dünyanın her yerinde meczup olur, saçmalık olur, akıllara ziyan gelişmeler ve iddialar olur. Mutediller bunları ciddiye almaz, önemsemez, gözardı eder. Böylesi zırvalarla, böylesi zırvalıklarla yeni karşılaşan ergenler ve işleri gereği mizahçılar uğraşırlar. Ergenleri anlarız, büyüdüklerini göstermek ve meydan okumak için her fırsatı kullanırlar. Mizahçılarsa şuna bakar, kim bu saçmalıkları üretiyor diye sorarlar. Mizah, güçlünün yanında değil karşısındadır, o saçmalığı Karagöz de üretebilir çünkü...

Yukarıya iki örnek koydum, ilki iktidar yanlısı, İslamcı olduğunu iddia eden bir gazetenin manşeti. İkincisi, iktidar partisi taraftarı, kimmiş çok anlamadım ama meczup olduğu aşikar birinin iddiası. Her ikisine de gülünebilir ama mizahçı, ilkiyle uğraşmalı. Onun arkasında bir sermaye var, muktedirlerle bir bağ var. İkincisindeki mantık, gazetenin içeriğini belirliyor bile olsa bu durum değişmez. İkincisindeki mantık, mizahçıya malzeme olur ama doğrudan hedefi olamaz.

Mizah dergilerinde bazen ikinci örnekteki gibi isimler ve sebep olduğu akılsızlıklar konu edilebiliyor. Bence sayfayı israf ediyorlar. Mesele, herkesin yapabileceği espriyi dergiye taşımamak değil, her koşulda ve her zaman Timur'la hesaplaşmak.

Uzun hikayeler...

Cuma, Eylül 01, 2017

Seyrüsefer Defteri 85


Game of Thrones Sea7 Ep.3, 4 ve 5'i seyrettim (31 Ağustos). ++ Ah-ga-ssi (2016) güzel film, sevdiğim türden bir dolambaç var, Hollywood uyarlayacaktır (30 Ağustos). ++ Game of Thrones Sea7 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (29 Ağustos). ++ Once Upon a Time In Shanghai (2014) coşkusu ve bir iki karakteri iyi, daha doğru bir gerilimle, iyi bir aksiyon olurmuş, o kadarını olamamış (28 Ağustos). ++ Meetings With a Young Poet (2013) havası, iddiası, gizemi ve pozu var, hikâye bu kalabalıkta daha geride kalmış (27 Ağustos). ++ Ma' Rosa (2016) çok başarılı bir kenar mahalle hikayesi, ilham verici (26 Ağustos).++ Narcos Sea1 Ep.9 ve 10'u seyrettim (25 Ağustos).++ The Wall (2017) kısa film olmalıymış (24 Ağustos). ++ Narcos Sea1 Ep. 7 ve 8'i seyretttim (23 Ağustos). ++ The Model (2016) beklentimin altında kaldı, daha koyu bir hikaye çıkarmış bu malzemeden (22 Ağustos). ++ Room 104 Sea1 Ep.1, 2, 3 ve 4'ü seyrettim (21 Ağustos). ++ Baywatch (2017) dizisi neyse filmi de o kadar olmuş (20 Ağustos). ++ Tuna ile The Hitman's Bodyguard filmine gittik (19 Ağustos). ++ Borgman (2013) filme tuhaf demek gerekiyor, kötülüğün engelenemezliği fikrine dayanmışlar, gerisini muğlak bırakmışlar (18 Ağustos).++Çakallarla Dans 4 bu kadar iyi oyuncuya bu kadar kötü senaryo (17 Ağustos). ++ Club Sandwich (2013) ilginç film (16 Ağustos). ++ The Ottoman Lieutenant (2017) sipariş verilmiş galiba öyle anlaşılıyor, dökülüyor (15 Ağustos). ++ Le Voyage au Groenland (2016) yumuşak bir film, gücü arada kalmışlığında, tipler karikatürize olmasaymış gücü artarmış (14 Ağustos). ++ Shot Caller (2017) sert hikaye gibi duruyor ama edepli, filmi düşüren de bu halleri (13 Ağustos). ++ Free Fire (2017) filmde bir numara yok aslında ama çok eğlenceli ( 12 Ağustos). ++ Urla Seyahati(7-11 Ağustos). ++ The Accountant (2016) yakın dönem çizgi roman ruhu-aksiyonu neymiş derseniz filmi izleyin derim (6 Ağustos).++ Tuna ile Dark Tower'a gittik, Disney işine dönüşmüş (5 Ağustos).++ Anthropoid (2016) çok sarmadı, teatral buldum ama suıikast sahnesi gibi güzel kotarılmış bölümleri var (4 Ağustos). ++ Rampart (2011) araya bir muamma katabilselermiş, iki tık yukarda olurmuş, olamamış (3 Ağustos).++Hungry Hearts (2014) bu hikayeler çok anlatılmıyor, odağı saptırmasa, finali abartmasa başka bir film olurmuş (2 Ağustos) . ++Crashing US Sea1 Ep.1, 2, 3 ve 4'ü seyrettim (1 Ağustos).



Perşembe, Ağustos 31, 2017

Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi



Rh+, haftalık çizgi roman dergisi 1993 yılında çıktı. O yılın Ağustos ayında çıkmaya başlayan dergi, 1 Ekimde yayınlanan 8. sayısıyla son buldu. Mizah dergilerine baskı ve biçim olarak benzeyen Rh+, 8 sayfa fazlasıyla 24 sayfa yayınlanıyordu, haliyle fiyatı o dönem çıkan dergilerden 2000 TL daha pahalıydı. Rh+ dergisinin bir fanzini andırdığı söylenebilir, gerek çizgi ve gerekse konu tercihlerine bakılırsa, çoğunlukla underground eğilimleri olan hikâyelere yer verildi. Dergide iktibas edilen ünlü yabancı yazarlardan seçilen hikâyeler ve Giger gibi çizerlerden kullanılan kimi illüstrasyonlar da bu özelliği desteklemekteydi. Bir başka ifadeyle Rh+ popüler bir yayın değildi, iddialı hikâyeleri ya da ilgi gören çizerleri yoktu. Pişmiş Kelle’den hatırlanacak Metin Demirhan, Déli’den Tan Cemal dışında çoğu çizer bir başka fanzin nitelikli yayın olan Zeplin’den (1991-2) isimlerdi. Genel olarak bakıldığında Rh+, dönemin mizah dergilerinde aralıklarla işleri çıkan, sürekli çizgi roman yap(a)mayan üreticilerden kuruluydu. Kısa sürede kapanmış, son kertede başarısız olmuş bir derginin içerikle ilgili tercihlerinin yanlış olduğunu söylemek bugün için haksızlık. Ama Rh+ içerik olarak düşünülmüş ve baştan tasarlanmış bir yayın olarak durmuyordu. Bu yayın için özveride bulunan, arkadaşlık bağlarıyla bir araya gelen, dergiye destek veren isimlerin ortaya koyduklarıyla çıkmış gibiydi. Şartlar bu olunca “editörün” beğenmeme lüksü ister istemez kısıtlanır; içerikte tutarlı olan tek şey yabancı romancılardan iktibas edilen roman alıntıları ve hikâyelerdi, çünkü editörün seçme şansı vardı.

Sadece Rh+ değil,  kısa ömürlü tüm çizgi roman dergisi denemelerinde varolan bir sorundan söz etmek gerekiyor. Mizah dergilerinde yetişen üreticiler anlatılacak hikâyeyi pek önemsemiyorlar. Önce çizeri düşünüyorlar, çizerler hem yazıp hem çizdikleri için ne anlatacağını ona bırakıyorlar. Nasıl Rh+, istediği üreticilerle çalışamamak gibi bir ekonomik sıkıntı yaşamışsa, iş çizerlere bırakıldığında nitelik şansa kalabiliyor. Bir derginin neden çıktığı, ne derdi olduğu hiç hesap edilemez oluyor. Çizerler derginin ismini önemsiz kılıyorlar. Çizerin bir başka dergide değil de o dergide çiziyor olmasının hiçbir önemi kalmıyor. Örneğin Galip Tekin’in çıkarttığı Resimli Roman dergisinin ilk sayısında Kenan Yarar da çizmişti. Anlattığı hikâyenin Lombak’ta çizdiklerinden ne farkı vardı?
İki ayrı yargıdan söz etmeli. İlkini yorumsuz aktaracağım: İyi bir çizginin kötü bir hikâyeyi okutacağı iddiası yaygın olarak kabul görüyor. İkincisi için sinematografik diyelim. İyi hikâyeler için “film gibi” deniyor ama anlatılan “filmler” sinemayı değil televizyondaki alacakaranlık hikâyelerini andırıyor. Sürpriz sonlu, karakterlerin psikolojik derinliklerini önemsemeyen, hızlı anlatılan hikâyeler tercih ediliyor. Rh+ hikâyelerine bakılırsa bu tarza geniş yer vermiş, sorun ise şu: Aynı hikâyeler, o dönem çıkan Dıgıl dergisinde de yayınlanabilirmiş. Böyle olunca Rh+’ın neden yayınladığı muğlaklaşıyor. Amatörlük değil, o dergilerde yeterince yer bulamamak belki ama maddi nedenler hiç değil, delilik çünkü. Muhtemelen dergi zararla kapandı.

Rh+’de minimalist ve kişisel duran, başka bir yerde anlatamayacağı hikâye anlatan tek isim Doğan Güneş. O gün için -Frank Miller’in Sin City çalışmasından hayli etkilenmiş olduğu pek anlaşılmamıştı ama- farklı gözüken bir başkası ise Murat Bozkurt’un -sonradan dergi olarak da çıkan- Şehir Köpeği çalışmasıydı. Tüm hikâyelerde kendini hissettiren mizahçı şaşırtmacasına gerek duymayan bir çizgi roman, ama ne özgün ne de yereldi.

Bitirirken özellikle mizah dergileri üreticileri arasında yaygın olarak kabul gören bir çizgi roman algısından söz etmek gerekiyor. Bu algıyı Moebius hayranlığı, fantastik edebiyatı, belki mitoloji, daha çok da mizah dergilerinde yayınlanan çalışmalar etkilemiş olabilir. Çizgi romanın yerel/yerli olmadığı; hayatla değil hayalle uğraştığı, sokaktaki insanı yakalayamadığı çünkü yabancı olduğu söylenir. Bunlar birer yargı, içeriklerini tartışmayacağım. Mizah dergilerinde çoğu üreticinin, karikatüristin ağzından bunları duymuşumdur, örnek olarak son çıkan Resimli Roman da geçer, Rh+ da…Derginin nasıl okunduğu ve hatırlandığı ile ilgili olduğu için aktarmak istedim.


Dart Tahtası, Soner Tuna ve Rh+, Sayı: 1 - 6.
Zaman Makinesi, Murat Bozkurt, Sayı: 1.
II.Elden Tatil, Doğan Güneş, Sayı: 1- 3.
Kuzuların Sessizliği, Kutsi-Ahmet Mehmet Ot, Sayı: 1
Bugün Perşembe Yarın Cuma, Tan Cemal, Sayı: 1.
Çıt, Aydın Gündüz, Sayı: 1.
Alternatif, Kutsi Akıllı, Sayı: 1 - 6.
Çılgın Köpek, Metin Demirhan, Sayı: 1.
Savaşçı, Mahmut, Sayı: 1,
Neşter, Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 1,
Silbaştan, Aydın Gündüz, Sayı: 2.
Made in USA, Öykü: Paçaro, Çizgi: Oytun İdil-Metin Demirhan, Sayı:2.
Kaykay Adam, Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 2.
Günaydın, Ercüment, Sayı: 2.
Geri Dönen, Bilal, Sayı: 2.
Paranın Rengi, Paçaro, Sayı: 3.
Geliyorlar, G.Scognamillo ve Tan Cemal, Sayı: 3.
Türlerin Kökeni, Aydın Gündüz, Sayı: 3 - 6.
Şehir Köpeği, Murat Bozkurt, Sayı: 3 - 7.
Bir Avuç Toprak İçin, Metin Demirhan, Sayı: 3 - 4.
Menije, Deniz, Sayı: 3.
Artimetik, Doğan Güneş, Sayı: 4.
Menije-Ninca Gücü, Deniz, Sayı: 4.
Üst Geçitteki Kalça, Metin Bilişli, Sayı: 4.
Biz de Onları Akıllı Sanırdık, Ercüment, Sayı: 5.
Undefined Walking Objects, Doğan Güneş, Sayı: 5 - 7.
Alien, Metin Demirhan, Sayı: 5.
Menije-Kaatil Mahir, Deniz, Sayı: 5.
Senin İçin Dövüşürüm, Kadri Özel ve Paçaro, Sayı: 5.
Monoton Günler, Erhan Nuhoğlu, Sayı: 6 - 8.
Jack Hayatta, ?, Sayı: 6.
Sevgilim Nemesis, Metin Demirhan, Sayı: 6 - [yarım kaldı].
Duvardaki Tuğlalardan Biri, Öykü: Orkun Uçar-Çizgi: Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 6 - 7.
Menije-Büyük Aşk, Deniz, Sayı: 6.
Vur Patlasın Çal Oynasın, Aydın Gündüz, Sayı: 7.
Sıcak Kar, Tan Cemal, Sayı: 7.
Ya Hoca Boşver Ya, Aydın Gündüz, Sayı: 8.
Gizli Güç, Neslihan ve Paçaro, Sayı: 8.
Benim Kanatlarım Var, Oğuz ?, Sayı: 8.
Menije-Evrenin Sırları, Deniz, Sayı: 8.
Cansu Hanımın Peklik Sorunu, Kutsi Akıllı, Sayı: 8 [yarım kaldı].

[2006]

Salı, Ağustos 29, 2017

Edebiyat Çizgi Romana Ne Katar?


Türkiye’de çizgi roman, comics olan özgün isminden tercüme edilirken, edebiyatın bir parçası olarak düşünülmüş ve “roman” olarak algılanmış (Bu tercihte çizgi romanın zararlı sayılmaması için yayıncılar tarafından geliştirilmiş bir korumacılık güdüsü de aranabilir). Sıfat tamlaması olarak sinema roman, resimle roman, resimli roman ve çizgi roman biçiminde bir değişim göstermiş. Batı’da olduğu gibi, Türkiye’de de, çizgi romanın edebiyat veya sinemanın dışında/ötesinde farklı bir anlatım aracı sayılması ise oldukça yakın tarihli. Genel kabul gören görüş ise çizgi romanın sinemaya ya da edebiyata yaklaştığı oranda özgünlüğünü yitirdiği. Bu sorun, sinema ya da edebiyattan çizgi romana uyarlamalar yapılması söz konusu olduğunda görünürleşiyor.

Sinemadan yapılan çizgi roman uyarlamaları edebiyattan yapılanlarla kıyaslandığında nicel olarak oldukça azdır. Bu oranın hemen tüm ülke çizgi romanları için geçerli olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye’de yapılan sinema uyarlamalarında ilk akla gelen örnekler, Faruk Geç’in Love Story ve Kleopatra, Şahin Erkoçak’ın (Sencer) E.T., Ömer Muz’un Mad Max için yaptığı çalışmalardır. Oysa edebiyat uyarlamaları pedagojik niyetlerle ilişkilendirildiğinden olacak, geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Özellikle çocuk dergileri önemli klasik romanlarını çizgi olarak yayınlamış, yerli yazarların öykü ve romanlarını uyarlamak konusunda oldukça istekli davranmışlardır. Çocuklar için üretilmiş yerli çizgi romanların oranının genel çizgi roman anlayışı içerisinde sınırlı bir yeri olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çocuklar için üretilmiş ve popülerlik kazanmış çizgi roman sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu sınırlılık, edebiyat uyarlamalarının (çocuk meselesiyle birarada düşünüldüğünde) yaygınlaşmasını etkileyen bir sorun olmuştur.

Dergilerde yayınlanan edebiyat uyarlamaları belli bir döneme kadar yabancı kaynaklı (İtalyan ve Fransız) olmuştur. Çoğu da metinleri özetleyen, çocuklar için ehlileştirilen, çizgi kalitesi vasatın altında çalışmalar olarak tanımlanabilir. Bu çalışmalarda çizerin (ya da uyarlamayı yapan yazarın) varlığının pek de bir önemi yoktur doğrusu. Başkasının öykülerini anlatırken kendini açığa çıkartan sanatçılarla karşılaşmamız uzun zaman almıştır. Bu süreçte ilginç olan, “edebiyat” dendiğinde bir İtalyan çizgi romanının hatırda kalması, ilk ağızda söylenir olmasıdır. Edebiyatın çağrıştırdığı birçok etmeni içerdiğinden olacak, Ken Parker bu estetiğin (ya da çizgi romanı estetize etme çabasının) simgelerinden biri olmuştur. Türkiyeli okurun alışık olmadığı biçimde “politik” duruşu, edebiyata yaptığı göndermeler, metinlerarası oyunbazlığı bu çizgi romanı özellikli kılmıştır. Ken Parker, Bonelli kalıpları içinde kendi “rengini” yaratmayı başarabilmiş birkaç istisna çalışmadan biri aslında. Edebiyatla ilişkisi, fumettilerin Hollywood’a yönelik göndermeleri kadar ağırlıklı bir yere sahip. Benzer bir yorum, müzik veya tiyatro için de yapılabilir hiç kuşkusuz.

Senarist Berardi, başlangıçta olmasa bile sonraları Ken Parker’ı tutkulu bir okur olarak göstermeyi tercih etmiştir. Bir “eylemci” olan kahraman prototipi düşünülürse, bu okuma alışkanlığı, Ken Parker’ın yarı-uygar hayat duruşuna “mürekkepli” bir derinlik katmıştır. Türkçe’de “Gazeteci Leydi” adıyla yayınlanan serüvende Parker, yetkin bir okur değildir. Romeo ve Juliet’ten okunan parçaları ağdalı ve kendi hayatından uzak bulduğu gibi, “okumuşlara” karşı mesafeli olduğunu gösteren sözler sarfeder. Yazarların kendileri gibi düşünülmesini istemelerinden şikayetçidir. Eleştirdiği modernist yazarlar mıdır, yoksa külleyin kalem ehli entelektüelleri mi kastetmektedir, çok açık değildir. Tartıştığı Leydi, sonraları aklında kalacak (ama ilk anda eleştirdiği) bir cevap verir: “Bütün yazarlar öyledir. Bu yüzden onlara güvenmeyin ama okumayı da bırakmayın. Ancak böylece iyi ve kötüyü birbirinden ayırd edebilirsiniz”. Ona istediği zaman alıp okuyabileceği kitap torbasını gösterir (İki satırla geçiştirilen Türkçe çevirinin aslına bakıldığında, Leydi’nin Ken Parker’a Irwing, Hawthorne ve Poe gibi yazarlardan söz ettiğini görüyoruz). Aynı öyküde yaya olarak yola devam etmek zorunda kaldıkları bir anda Parker’in kitap çuvalını yanında taşıdığını gören Leydi, kitap okumanın arkadaşlıktan çok “saplantıya” dönüştüğünü farketmiştir. Ken’in cevabı: “Kültür fedakarlık istiyor”, olur. Yaşadıkları okuma zevkini etkilemiş olmalı ki, “Sönmeyen Kin” serüveninde Gazeteci Leydi’yi anmadan edemez: “Okumayı severim. Bir İngiliz gazeteci bana zamana ayak uydurmanın en iyi yolu budur demişti”, der. “Şair Soyguncu” serüveninde, beklemek konusunda sabırsızlık gösteren yol arkadaşlarına bulduğu çözümü söyler. Walt Whitman’ın şiir kitabını göstererek, “Kafanı meşgul edecek bir şey bul yeter”, der. “Kuzey’in Atlıları”nda, mütevazılık olarak değerlendirilebilecek bir itirafta bulunur: “[Okurlukta] çok yeniyim. Ne kadar cahil olduğumu yeni yeni farkediyorum”. Zamanı yakalamak için çaba gösterdiğine işaret eden sözler de eder. Dağlarda kazandığı tecrübeyi değişen zaman için yetersiz bulmaktadır: “Günümüzde işe yaramıyor”.

Birçok öyküde Ken Parker’ı geceleri kitap okurken gösteren kareler resmedilmiştir. “Vicdan Borcu”nda, Poe okumaktadır. “Göçmenler”, “Devlerin Yolu” veya “Kiralık Katil” gibi öykülerde, ne okuduğu belirsizdir. Türkçe’de yayınlanmayan “Grev” öyküsünde, elinde Marx’ın Kapital’i vardır. Bir cep kitabını andıran, bir özet izlenimi veren (o tarihlerde İngilizce’de öyle bir baskı var mıydı, tartışılır) Kapital’in dilinin ağırlığından/anlaşılmazlığından yakınır Ken. Whitman’ın metaforlarını, Marx’ın cümlelerine tercih ettiği kesindir. Kapital yorumunu otantik ve gerçekçi bulmak ta mümkün, konuşanın Berardi olduğunu düşünmek te...

Tutkulu bir okura dönüşen Ken Parker’ın serüvenleri içerisinde başarılı bir edebiyat uyarlaması mevcut. Berardi, Ambroce Bierce’ın “Askerlerin ve Sivillerin Öyküleri” adlı öykü kitabından yaptığı uyarlamada, Parker ile yazarı karşılaştırıyor. Aynı hayvanı vuran, bu yüzden birbirleriyle kavga eden, sonunda bir ateş başında vurdukları avı paylaşarak arkadaş olan iki adam birbirlerine hikaye anlatmaya başlıyorlar. Daha doğrusu, lafı her defasında Ken’in ağzından alan Bierce anlatıyor. Yazarın dört öyküsüne dayandırılan “Asker Hikayeleri”, öykü geçişlerinde iki yeni arkadaşın hayatla-edebiyatla ilgili diyaloglarıyla zenginleştirilmiş.

Berardi öyküleri uyarlarken ara bölümler eklemeyi tercih etmiş. Diyaloglar ve iç savaş dönemine ilişkin şarkılar, marşlar, ırkçı anlayışlar, savaşın dışında yaşanan gündelik hayata ilişkin gelişmeler gibi otantik ayrıntıları, öyküleri yorumlarken becerikli bir biçimde kullanmış. Bir başka deyişle, her öyküye kendini katmış. “Owl Creek Köprüsü’nde Bir Olay” adlı öyküyü, birinci tekil şahıs/ölünün ağzından anlatarak, ilginç bir değişiklik yapmış örneğin. Öykü bittiğinde Bierce ile konuşan Ken Parker, metinlerarası göndermeyi işaret ediyor elbette: “Yalnız gücenme ama [bu tür öyküler] bana biraz Edgar Allan Poe’yu hatırlatıyorlar”. İlginç olan sözlerin (eleştirinin) Bierce’dan çok Berardi için söylenmiş olması. Bierce (ya da Berardi), rahat bir savunma yapıyor: “Gücenecek bir şey yok... Poe hepimizin ustasıdır”. Sonraki konuşmalar varolan bütün anlatıların Homeros’a ya da İncil’e (kutsal kitaplara) dayandığını, hemen herkesin bu temeli kullandığını iddia eden argümanlarla gelişiyor. Bierce, edebiyat tarihinde yeri olan, nedense postmodernizme aitmiş gibi gösterilen fikirleri anlatıyor Ken’e: “Ama halk bunu asla bilmemeli. Aksi halde, etrafımızda yaratılan sihirli halka kaybolur ve kitaplarımızı kimse satın almaz”. Aslına bakılırsa, Bierce ile Parker’ın gece yarısında yemek yerken yaptıkları konuşmalar, Berardi’nin yazarlık anlayışını da açıklıyor. Ona göre, bir yazarın amacı gerçek değil, benzerini yaratmak. Gerçek olaylar tarihçilerin işidir. Yazar ise bunları hareket noktası olarak kullanır. Bir askerin öldürülmesinin kınanması, geniş anlamda, savaşın kınanması demektir. Bu sebeple, hayal gerçeğin kendisinden daha gerçek olabilir. Öte yandan, Berardi, düşüncelerini Bierce’ı kullanarak aktardığı için, bütünüyle o mu konuşuyor bilebilmek çok mümkün değil. Elimizde anlatılanlardan fazlası yok. Ama bir izlenim olarak, Berardi’nin Ambroce Bierce yorumu biraz da yazarın kendisi gibi duruyor. Bu açıdan düşünüldüğünde, yazarının kendini açığa çıkarmadığı bir çizgi roman türü içinde Berardi bir kaçamak hazırlamış kendine. Ken Parker’la aynı dönemde yaşamış (!) bir yazarın öykülerini, “savaş karşıtlığı” bağlamında seçmiş ve uyarlamış. Seçtiği dört öyküyü birbirine bağlarken, arada kahramanlarıyla konuşmuş.

Asker Hikayelerinin Türkiye’deki ilk yayınından bir on yıl sonrasına gideceğim. Arada geçen yıllarda, farklı edebiyat uyarlamaları yapılmadığından veya çeşitli tercümeler yayınlanmadığından değil. Türkiyeli okurun karşılaştığı ilginç bir edebiyat uyarlaması çizgi romandan bahsedebilmek için yapacağım bunu. Yaşadığımız dönemin önemli yazarlarından biri olan Paul Auster’ın New York Üçlemesi’nin ilk kitabı Cam Kent’in çizgi roman uyarlaması yayınlanmıştı o dönem. Hemen söyleyeyim: David Mazzuchelli’nin çizgileriyle oluşturulmuş çalışma, bana göre, Türkçe’de yayınlanmış en başarılı edebiyat uyarlaması. Yüzlerce uyarlama arasında Cam Kent’i böyle bir değerde anıyor olmam, sözcüklerin ve metaforların (sahnelerin demiyorum), çizgiye dönüştürülmesinde gösterilen maharetten kaynaklanıyor. Hemen her türde görülen “sadakat” sorunu, Cam Kent’te konuşulmuyor, anlatılanın farklı bir dilde işlediği hemen farkediliyor çünkü. Mazzuchelli’nin kıvrak zekalı ironik kurgusu, çalışmanın bir romana-bir metne dayandığını unutturuyor.

Başkasının hikayesini anlatan Berardi, bir edebiyat uyarlamasında, “yazarla” kendini açığa çıkartmış, yazarlık hakkında düşüncelerini anlatmıştı. Cam Kent’te polisiye romanlar yazan kahramanın karşısına (vakt-i zamanında kendisi de polisiye romanlar yazmış) bir yazar olarak çıkar Auster. Hem de garip bir biçimde, özel detektif Paul Auster’i arayan yanlış bir telefonla: “Burada Paul Auster diye biri yok”. Cam Kent, kahraman ve yazarın kim olduğunun birbirine karıştığı; gerçek, romanın gerçekliği ve hayalin içiçe geçtiği bir “oyun”. Doğal olarak, Ken Parker gibi süreli yayın olma baskısıyla hazırlanmamış, başarılı bir romanı çizgi romana uyarlamayı amaçlayan artistik bir deneme.

En önemli ilginçliği, nesneleri zoom yaparak başkalaştıran, metni başkalaştırılan imgeler arasında kurulan bağlantılarla anlatan görsel dili. (Bir apartmanın önce labirente, sonra bir parmak izine dönüşmesi, uzun konuşmaların mutlaka çağrışımsal imgelere dayalı bir biçimde bezenmesi v.b.).

Özetle, edebiyat uyarlamalarını üç grupta – son ikisini örneklerle – değerlendirmeye çalıştım. İlki, çocuk dergilerinde pedagojik amaçlı üretilen, onlara okuma alışkanlığı kazandırmaya ve daha çok edebiyatı sevdirmeye çalışan üretimler. İkinci grup, Ken Parker gibi süreli yayınların oluşturduğu estetize edilmiş uyarlamalar. Edebiyattan çok çizgi romanın öne çıktığı, roman ya da öykünün sadece konu olarak değil, çağrıştırdıklarıyla birarada görselleştirildiği çalışmalar bunlar. Öte yandan, uyarlamanın kendisinden çok “kahramanın kendisiyle” (örneğin Ken Parker’la) hatırlanmaları, uyarlamanın ölçeğini de belirliyor aslında. Üçüncü gruptakiler ise Cam Kent gibi istisnai, romandan yola çıkan ama o roman olmayan; çizgi romanın sınırlarını zorlayan uyarlamalar olarak gösterilebilir.

Çizgi roman okurunun yaş ortalaması geçmişe nazaran yükseldiği için, ilk gruptaki uyarlamalar giderek azalıyor. İkinci gruptaki Ken Parker veya Corto Maltese gibi Türkiye’de “edebiyat estetiği” denilebilecek bir alanda yer alabilecek çizgi romanlar ise çok satmıyor. Cam Kent gibi istisnalar batıda da az üretildiğinden, Türkiye’ye pek gelmiyor. Yukarıdaki yargıları bir hayıflanmadan çok, tespit olarak okumakta fayda var. Berardi’nin yaptığı kaçamakları, Cam Kent gibi yenilikçi denemeleri seven biri olarak edebiyatın çizgi romanı zenginleştirdiğini düşünüyorum. Elbette edebiyatı taklit eden değil, kendi diliyle konuşabilen bir zenginliği tercih ediyorum.


[2004] 

Pazartesi, Ağustos 28, 2017

Avni Dergisinde Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi


Avni, Gırgır’ın satılmasından sonra Oğuz Aral’ın ekibiyle birlikte Sabah grubundan çıkarttığı mizah dergisiydi. 25 Kasım 1989 ile 1 Haziran 1996 arasında toplam 341 sayı yayınlandı. İlk sayılarında Gırgır’ı satın alan Ertuğrul Akbay ile girilen polemiklerin yer aldığı dergi, başlangıçtaki enerjik tepkiselliğini zaman içerisinde yitirdi. İlk iki yılın ardından süratle düşen satışlar, Oğuz Aral’ın dergiyle ilgilenmez oluşu, sokağın ve zamanın yeni koşullarına uyum sağlanamaması,  Avni’ye her an kapanabilecek bir yayın izlenimi  veriyordu. 1996 yılında dağıtım şirketinin koşullarını ağırlaştırması, dağıtım ücretlerine yüzde 100 zam yapması, Dıgıl ve Panik gibi Avni’nin de kapanmasına neden oldu. Uzunca süredir yayıncı grup için kâr getirmeyen bir yayın olan Avni, kolaylıkla feda edildi.

Avni, bakıldığında seksenli yılların ikinci yarısındaki Gırgır’ı biçim ve mizah olarak izleyen bir dergiydi. Gırgır’ın devamı olduklarını vurgulamayı özellikle tercih ediyorlardı. Ancak 1989 yılında Gırgır’dan ayrılanların çıkarttığı Hıbır ve bir altı ay sonra Gırgır’ın satılması, Gırgır modelinin eskimesini ister istemez hızlandırmıştı. Avni’yi editöryal olarak yönlendiren  Galip Tekin gibi isimlerin derginin ikinci yaşına doğru rakip dergilere geçmesi “düşüşü” pekiştirdi. Derginin yedi yılı aşan ömründe üretici olarak Serhat Gürpınar, Gürcan Gürsel, Şevket Yalaz, Galip Tekin, Orhan Alev, Kayhan Erkan, İlban Ertem gibi isimlere daha sık rastlanıyor. Son yüz sayıda ise üreticilerin gençleştiği, sonraki dönemlerde L-Manyak ve Lombak gibi aylık çizgi roman dergilerin başat isimleri olacak Oky, Cengiz Üstün, Emrah Ablak’ın çalışmalarının yer aldığı, Duka Film, Mokar Hastası Nihan, Polat gibi dizilerin ilk olarak Avni’de  yayınlandığı hatırlatılabilir.

Aşağıdaki liste hakkında birkaç not düşmek gerekiyor. Öncelikle listenin kapsamına dergide yayınlanan bantlar dahil edilmedi. Oğuz Aral’ın Avni, Serhat Gürpınar’ın Ergen, ilk ve son dönemlerde yayınlanan Özden Öğrük’ün Çılgın [Bediş], Mehmet Çağçağ’ın Camız Abi (baş. Sayı: 62), Bülent Morgök’ün Son İstanbullu (baş. Sayı: 181), Can Baytak’ın Karikatürcü (baş. Sayı: 301), Faruk Bayraktar’ın Rezil-i Rüsvan (baş. Sayı: 314) hemen akla gelen bantlardan. Listeye bakıldığında en çok çizgi roman çizenler Gürcan Gürsel ve Serhat Gürpınar. Gürcan Gürsel, genellikle ortak çalışmalara imza atarak çalıştı, Kayhan Erkan ve Orhan Alev’in bir espriye dayanan sürpriz sonlu komik hikayelerini resimledi. Tek başına çizdiği Yalancı Cennet ise gerek Avni’nin gerekse kendisinin hatırlanması gereken önemli çalışmalarından. Serhat Gürpınar, derginin arka sayfasında renkli olarak çizdiği tek sayfalık çalışmalarında, Engin Ergönültaş’ı hatırlatan bir üslupla cinsellik temelli (erotik olmayan) mahalle hikayeleri anlattı. Derginin sürekli çizerlerinden Şevket Yalaz’ın son sayılarda biçemini farklılaştırarak foto realistik çizgilerle fantastik-korku türünde çalışmalar yapması ayrıca ilginç. Yine Avni’de Gürcan Gürsel’in çizgileriyle hazırlandığı anlaşılan son Utanmaz Adam hikayelerinin çizilmişti.

- Nerde Kalmıştık [Izgane’nin Umudu], İlban Ertem, Sayı: 1-26.
- Oyun Bitti, Birol Bayram-Bülent Benli, Sayı: 1.
- Bir Yaratık Resmi ile Çizerinin Karanlık Hikayesi, Galip Tekin, Sayı: 1-10.
- Şaka, Nuri Kurtcebe, Sayı: 11-14.
- Ruhun Gemisi, Nuri Kurtcebe, Sayı: 15-20.
- Dürbün, Yaz. Erdoğan Dağlar, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 18-19.
- Gecenin Belkemiği, Galip Tekin, Sayı: 21-30.
- Büyü, Yaz. Murat Kürüz, Çiz. Nuri Kurtcebe, Sayı: 22.
- Kana Kan, Yaz. Murat Kürüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 23.
- Yalancı Cennet, Gürcan Gürsel, Sayı: 27-56.
- 3,5 Saat, Galip Tekin, Sayı: 31-33.
- Frijit, Galip Tekin, Sayı: 34.
- Şirket, Galip Tekin, Sayı: 35.
- Gitme Zamanı, Galip Tekin, Sayı: 36.
- Beş Kişi, Galip Tekin, Sayı: 37.
- Shanna ile Ziva, Galip Tekin, Sayı: 38.
- El Baraka, Galip Tekin, Sayı: 39.
- Hayatta Görebileceği En Korkunç Şeyi Gördü, Galip Tekin, Sayı: 40.
- Ve Bir Gün Hepimizin Hayatını Kurtaracak, Galip Tekin, Sayı: 41.
- Not Defterimden Bir buçuk Sayfa, Galip Tekin, Sayı: 42.
- Karar Gecesi, Galip Tekin, Sayı: 43.
- Genesis, Galip Tekin, Sayı: 44.
- Kurtarıcı, Galip Tekin, Sayı: 45.
- Bir Bacağı Kırık Sandalye, Galip Tekin, Sayı: 46.
- Aynı Yolun Yolcuları, Birol Bayram, Sayı: 47.
- Zülüm ve Neşe, Soner Günday, Sayı: 48.
- İkra, Galip Tekin, Sayı: 49.
- Şimdi Ölüm Zamanı, Galip Tekin, Sayı: 50.
- Son Büyük Gösteri, Galip Tekin, Sayı: 51.
- Bir Mart Gecesi, Galip Tekin, Sayı: 52.
- Sinema Çocuğu, Oky, Sayı: 53.
- Duvar, Galip Tekin, Sayı: 54- 59.
- Şeytanın Çiçekle Seviştiği Gün, Oky, Sayı: 60 - 62.
- Maksat Muhabbet Olsun, İlban Ertem, Sayı: 57 - 67.
- Başroldekiler, Galip Tekin Sayı: 63 - 73.
- Tesadüf, İlban Ertem, Sayı: 68 - 80.
- Vahşet Gibi, Soner Günday, Sayı: 70 - 73.
- Gavak Gavağın Altında İki Daş, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 71.
- Gökyüzünde Heyelan, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 73.
- Görevimiz Tehlike, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 74.
- Yok Edici, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 75.
- Bir Emeklinin Hikayesi, Galip Tekin, Sayı: 76.
- Bir Başka Cehennem, Galip Tekin, Sayı: 77.
- Beyaz Atlı, Galip Tekin, Sayı: 78.
- İsa’dan Sonra, Galip Tekin, Sayı: 79.
- Bir Geceyarısı, Galip Tekin, Sayı: 80.
- Maksat Muhabbet Olsun, Sayı: 81-83.
- Okyanusta Bir Gün, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 81.
- Elbise, Galip Tekin, Sayı: 82-83.
- Yol Geçmeyen Hanı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 84-85.
- Orası, İlban Ertem, Sayı: 84 -94.
- Suphi’nin Kanatları, Galip Tekin, Sayı:86.
- Mantar, Galip Tekin, Sayı: 87.
- Yankesici, Galip Tekin, Sayı: 88.
- Dük Vezef’in Hazinesi, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 89.
- Kimse Beni Sevmiyor, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 90.
- Benim Güzel Karım, Galip Tekin, Sayı: 91 - 92.
- Pazar, Galip Tekin, Sayı: 93.
- Şampiyon, Soner Günday, Sayı: 94.
- Badi-Kara, Galip Tekin, Sayı: 95.
- Hırsız (Karanlık Hayri), İlban Ertem, Sayı: 95 - 102.


- Zahide, Galip Tekin, Sayı: 95 -96.
- 24 Saat, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 97-98.
- Yeni Hayat, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 99-101.
- Baba, Soner Günday, Sayı: 101.
- Ve Buzlar Çatladı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 102-103.
- Paragöz, Zafer Temoçin, Sayı: 103.
- Baba, Soner Günday, Sayı: 103-106.
- Hırsız Hayri, İlban Ertem, Sayı: 103 -106.
- Pepe Don Giardino, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 104 -106.
- Martı, Zafer Temoçin, Sayı: 107.
- Blow Up, Zafer Temoçin, Sayı: 107.
- Müthiş Bir Adam, Soner Günday, Sayı: 107-108.
- Karadutun Çatalkıranı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 107-109.
- Hırsız Hayri, İlban Ertem, Sayı: 108- 120.
- Pişmanlık, Soner Günday, Sayı: 109-110.
- Kırılma Noktası, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 110-111.
- Bolu Dağında -30, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 112-113.
- Ekrem Amcanın Kızları, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 114- 115.
- Sayılı Fırtınalar, Soner Günday, Sayı: 116.
- Köprüden Önce Son Çıkış, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 116-118.
- Dergim Var Dünyadan Büyük, Zafer Temoçin, Sayı: 119- 122.
- Hırsız, İlban Ertem, Sayı: 121-131.
- Bir Daha Göremedim, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 123.
- Video Gezegeni, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 124.
- Hababam Sınıfı Yarışıyor, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Şevket Yalaz, Sayı: 125.
- Ayuoğluayu, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 126-130.
- Mondingo Goko’nun Hayatı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 131.
- Kurtarma, Soner Günday, Sayı: 132.
- Bora Celal’e Karşı, İlban Ertem, Sayı: 132-145.
- Los Scot İmparatoru, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 132-135.
- Cevdet Bey’i Kim Öldürdü, Soner Günday, Sayı: 134-135.
- İstanbul 2004, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 136-137.
- Masal, Cengiz Üstün, Sayı: 138.
- Tırlattı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Şevket Yalaz, Sayı: 138.
- Neo Nazi Bir Durum mu Var, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 139-144.
- Pisleşmiş Milletler, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 145-150.
- Düğün, İlban Ertem, Sayı: 146 -151.
- Dergim Var Dünyadan Büyük, Zafer Temoçin, Sayı: 149-151.
- Yumurcak Ateş Parçası, Zafer Temoçin, Sayı: 152.
- Gece Karanlığında, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 152.
- Dönüşüm, Yaz. Emre Özbay, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 153-156.
- Samanaltı Harekatı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 153 -159.
- Argo Hopteriks, Ufuk Gürgenç, Sayı: 154-155.
- Yeni Hikayemiz, Zafer Temoçin, Bülent Morgök, Sayı: 157-164.
- Zeynep ile Salih, Kutlukhan Perker, Sayı: 158.
- Kuş Olan Adam, Kutlukhan Perker, Sayı: 159.
- Nazar Etme Ne Olur, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 159-163.
- Uvaaa, Kutlukhan Perker, Sayı: 161.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 164-165.
- Dekameron 93, Zafer Temoçin, Sayı: 165-179 [yarım kalıyor]
- Boeing Koy, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 166.
- Bu İşin Sony Yok, Yaz. Yavuz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 167.
- Utanmaz Adam, [imzasız], Sayı: 168-176.
- En İyisi Arseniktir, Serhat Gürpınar, Sayı: 168.
- Tarlada, Serhat Gürpınarx, Sayı: 170.


- Yasak Aşk, Serhat Gürpınarx, Sayı: 172.
- Denize Adam Düştü, Gürcan Gürsel, Sayı: 177.
- Utanmaz Adam, [imzasız], Sayı: 178-216.
- Spartaküs, Sefa Sofuoğlu, Sayı: 180.
- Bir Zamanlar Nazif, Zafer Temoçin, Sayı: 180.
- İki Cambaz Bir İpte Oynamaz, Bülent Morgök, Sayı: 181 [tekrarı 187]
- Bu Ne Güzel İnsan Böyle, Zafer Temoçin, Sayı: 181 [tekrarı 187].
- İstanbul Ağrısı, Zafer Temoçin, Sayı: 182.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Zafer Temoçin, Sayı: 183.
- Sinema Bir Şenliktir, Zafer Temoçin, Sayı: 184.
- Rekortmen, Zafer Temoçin, Sayı: 185.
- Demirbüken Numan, Zafer Temoçin, Sayı: 186.
- Kahrolsun Sevgi, Bülent Morgök, Sayı: 188.
- Kaçak, Kutlukhan Perker, Sayı: 188.
- Karneler Elimizde, Zafer Temoçin, Sayı: 188.
- Azrail Şaka Yaptı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 189.
- Ayaküstü Sorgulama, Bülent Morgök, Sayı: 190.
- Kamburun Derdi, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 191.
- Kim Daha Büyük Hırsız, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 192.
- Magandalığın Çağrısı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 193.
- Deniz Küstü, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 194.
- Duygu Sektörü İmparatorluğu, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 195.
- Hırsız, Bülent Morgök, Sayı: 196.
- Hatasız Kul Olmaz, Zafer Temoçin, Sayı: 197.
- Yaralı Yüz, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 198.
- Binali Kurtözü ve Ailesi, Soner Günday, Sayı: 199.
- Eski Bir Hesap, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 199.
- Delilerden Sen Anlarsın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 200.
- Grup Terapi, Soner Günday, Sayı: 200.
- Kare Dam, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 201.
- Kelle İsteyen Surat, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 202.
- FB-GS Maçının Naklen Yayınlıyoruz, Zafer  Temoçin, Sayı: 202.
- Neyse Halin O Çıkar Falın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 203.
- Gecenin Gözleri, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 204.
- Özel Bir Yaşlı Kadın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 205.
- Halis Maraş  Dövmecisi, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 206.
- Ani Çıkış, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 207.
- Biraz Daha Dayansaydın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 208.
- Köy Hayatı Gibisi Var mı?, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 209.
- Er-Aş Pozitif, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 210.
- Acı Patlıcan, Kenan Yarar, Sayı: 211-212.
- Aynen Yazıldığı Gibi, Kenan Yarar, Sayı: 213-214.
- Rüya Kızı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 215.
- Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 216.
- Paparazzi Hüseyin, Gürcan Gürsel, Sayı: 217.
- Küçülme Katsayısı: n, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 217.
- Kalleş, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 218.
- Niyet Neydi Akıbet Ne Oldu?, Gürcan Gürsel, Sayı: 219.
- Tek Tek Basaraktan, Bülent Morgök-Şevket Yalaz,, Sayı: 219.
- Büyük Gazeteci Ali Rıza, Gürcan Gürsel, Sayı: 220.
- Prezoya Gerek Yok, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 220.
- Gitti Çükün Yarısı, Gürcan Gürsel, Sayı: 221.
- Ölmek Yasak, Bülent Morgök-Şevket Yalaz,, Sayı: 221.
- Herkesin ki Can, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 222.
- Al Gözüm Seyreyle Salih, Mustafa Sui, Sayı: 222.
- Zamana Karşı, Zafer Temoçin, Sayı: 222.
- Çıkmaz Sokak Sakinleri, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 223-225.
- Maho, Çita, Selo ve Çolak, Mustafa Sui, Sayı: 223.
- Takıntı, Serhat Gürpınar, Sayı: 223.
- Bil Bakalım, Zafer Temoçin, Sayı: 223.
- Başka Tanrının Çocukları, Mustafa Sui, Sayı: 224.
- Ortaköy, Kanber Çelik, Sayı: 224.
- Benim Karım Yapmaz, Diyebilir misiniz?, Serhat Gürpınar, Sayı: 224.
- 1001 Resim, Zafer Temoçin, Sayı: 224-232.
- Savaşma Hakkı, Mustafa Sui, Sayı: 225.
- Hava Soğuk, Araba Bozuk, Yol Kaput, Serhat Gürpınar, Sayı: 225.
- Baari Sifonu Çek, Yavuz-Kayhan, Gürcan Gürsel, Sayı: 226.
- Öyle Demeyin Abi, Serhat Gürpınar, Sayı: 226.
- Pardon Profesör, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 227-229.
- Kesersin Biliriz, Serhat Gürpınar, Sayı: 227.
- Açık Görüş, Serhat Gürpınar, Sayı: 228.
- Özlemim Arzularım, Serhat Gürpınar, Sayı: 229.
- Bir Uçak Kaçırıldı, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 230.
- Talih, Serhat Gürpınar, Sayı: 230.
- En Büyük Asker Bizim Asker, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 231.
- Biz, Can Baytak, Sayı: 231.
- Tehlike Çok Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 231.
- Denize Adam Düştü, Gürcan Gürsel, Sayı: 232.
- Geri Dönmedi, Serhat Gürpınar, Sayı: 232.
- Kara Bahtım, Kem Talihim, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 233.
- Sınav Hediği, Zafer Temoçin, Sayı: 233.
- Bekar, Serhat Gürpınar, Sayı: 233.
- Ortak, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 234.
- Neye Niyet Neye Kısmet, Zafer Temoçin, Sayı: 234.
- ??, Serhat Gürpınar, Sayı: 234.
- İntikam, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 235-236.
- Hedef 12, Zafer Temoçin, Sayı: 235.
- Yakında Bir Zamanlarda, Serhat Gürpınar, Sayı: 235.
- Sen ve Ben, Zafer Temoçin, Sayı: 236.
- Ezeli Rekabet, Serhat Gürpınar, Sayı: 236.
- Talk Cumhuriyeti, Mustafa Sui, Sayı: 237-239.
- Gözler Her Zaman Görmez, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 237.
- Son Nefesim, Zafer Temoçin, Sayı: 237.
- Gece Sesleri, Serhat Gürpınar, Sayı: 237.
- Estetik Yürüyüş, Yavuz Taran- Gürcan Gürsel, Sayı: 238.
- Doğru Zamanda Doğru Laflar, Zafer Temoçin, Sayı: 238.
- Pencere Aşkım, Serhat Gürpınar, Sayı: 238.
- Krizantem, Serhat Gürpınar- Gürcan Gürsel, Sayı: 239.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Zafer Temoçin, Sayı: 239.
- Hasret Odası, Serhat Gürpınar, Sayı: 239.
- Külahıma Anlat, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 240.
- Ey Ruh, Zafer Temoçin, Sayı: 240.
- Halı, Serhat Gürpınar, Sayı: 240.
- Öteköy, Gürcan Gürsel, Sayı: 241.
- Atlar da Vurur, Zafer Temoçin, Sayı: 241.
- Marjinal Ana, Serhat Gürpınar, Sayı: 241.
- Ve Gemi Gidiyor, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 242-244.
- En İyisi Arseniktir, Serhat Gürpınar, Sayı: 242.
- Dert Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 243.
- Zaten Bir Gün, Serhat Gürpınar, Sayı: 244.
- Bir Pazar Sabahıydı, Mustafa Sui, Sayı: 245.
- Katil Kim, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 245- 249.
- Uğurlu Münir, Serhat Gürpınar, Sayı: 245.
- Sonun Başlangıcı, Mustafa Sui, Sayı: 246.
- İhtiyar, Serhat Gürpınar, Sayı: 246.
- Ulusal Güvenlik, Mustafa Sui, Sayı: 247.
- Güvenlik Gereği, Serhat Gürpınar, Sayı: 247.
- Amerika’dan Küçük Bir Çocuğa Hediye, Mustafa Sui, Sayı: 248.
- Davul Dengi Dengine, Serhat Gürpınar, Sayı: 248.
- Son Tellak, Serhat Gürpınar, Sayı: 249.
- Ateş Etmeyin, Gürcan Gürsel, Sayı: 250.
- Bütün Şahlar Mat Olsa, Kamber Çelik, Sayı: 250.
- Refakatçi, Serhat Gürpınar, Sayı: 250.
- Şöhret, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 251 -259.
- Medyum İhsan, Serhat Gürpınar , Sayı: 251.
- Tren Durdu, Serhat Gürpınar, Sayı: 252.


- Sıradaki, Serhat Gürpınar, Sayı: 253.
- Aile Meclisi, Serhat Gürpınar, Sayı: 254.
- Besle Kargayı, Oky, Sayı: 255.
- Çirkin Behzat, Serhat Gürpınar,  Sayı: 255.
- Speed, Oky, Sayı: 256.
- Göresimiz Geldi, Serhat Gürpınar, Sayı: 256.
- Mehmet Oğlu Burak Bey, Oky, Sayı: 257.
- Tekerlekli Sandalye, Serhat Gürpınar, Sayı: 257.
- Süper Kahraman Olmaya Karar Verdim, Oky, Sayı: 258-259.
- Altın Ayaklar, Serhat Gürpınar, Sayı: 258.
- Alet, Serhat Gürpınar, Sayı: 259.
- Bayıltıcı Ceza, Gürcan Gürsel, Sayı: 259.
- Kuyu, Oky, Sayı: 260.
- Kulübede, Serhat Gürpınar, Sayı: 260.
- Avare Ceset Süheyl, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 261-265.
- Çok Şey mi İstedim, Serhat Gürpınar, Sayı: 262.
- Çıtlık Efsanesi, Oky, Sayı: 264.
- Mezarlıkta Tecavüz, Serhat Gürpınar, Sayı: 264.
- Aşkların En Büyüğü, Oky, Sayı: 265.
- Yollar ve Zamanlar, Serhat Gürpınar,  Sayı: 265.
- Sahnedeki Kırık Kalpler, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 266-268.
- Kıllı Burun’un Serüvenleri, Oky, Sayı: 266-270.
- Metres Kocası, Serhat Gürpınar, Sayı: 266.
- Noel Baba, Serhat Gürpınar, Sayı: 267.
- Pırlanta Çocuk, Mehmet Çoşkun, Sayı: 268.
- Kül Kedisi, Serhat Gürpınar, Sayı: 268.
- Medyatör, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 269- 273.
- Son Kovboy, Mehmet Çoşkun, Sayı: 269.
- Sağduyu, Serhat Gürpınar, Sayı: 269.
- Kurtlarla Dans, Mehmet Çoşkun, Sayı: 270.
- Sağ Döndüm, Serhat Gürpınar, Sayı: 270.
- Robin Hood, Murat Başol, Sayı: 271. [Tekrarı 337]
- Kız Olmak İsteyen Çocuk, Oky, Sayı: 271.
- Beklerken, Serhat Gürpınar, Sayı: 271.
- Polat, Oky, Sayı: 272.
- Sıkı Bi Kadın, Serhat Gürpınar, Sayı: 272.
- Gamsız, Oky, Sayı: 273-281.
- Öyle Çok Benziyomuşum ki, Serhat Gürpınar, Sayı: 273.
- Dur Kaçma, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 274
- Alımlı Ayşenur, Serhat Gürpınar, Sayı: 274.
- Gösteri Devam Etmeli, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 275-277.
- Tezgah, Serhat Gürpınar, Sayı: 275.
- Tele Erkek, Serhat Gürpınar, Sayı: 276.
- Görev Aşkı, Serhat Gürpınar, Sayı: 277.
- Tarzan, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 278 -281.
- Yalnız, Serhat Gürpınar, Sayı: 278.
- Kanlı Bahar, Can Baytak, Sayı: 279.
- Cin, Serhat Gürpınar, Sayı: 279.
- Her İşin Başı, Serhat Gürpınar, Sayı: 280.
- Rüya, Serhat Gürpınar, Sayı: 281.
- Uzay Yolu, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 282- 284.
- İğneci Safiye, Serhat Gürpınar, Sayı: 282.
- Felek, Serhat Gürpınar, Sayı: 283.
- Ceset Sorunu, Serhat Gürpınar, Sayı: 284.
- Kıl Payı, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 285.


- Ötenazi, Serhat Gürpınar, Sayı: 285.
- Moderin Çalıkuşu, Sayı: 286-289.
- Şehir, Serhat Gürpınar, Sayı: 286.
- Hiç, Serhat Gürpınar, Sayı: 287.
- Unutulmuş, Serhat Gürpınar, Sayı: 288.
- Gözbağı, Serhat Gürpınar, Sayı: 289.
- Süper Doktorlar, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 290-292.
- Ördek, Serhat Gürpınar, Sayı: 290.
- O sabah, Serhat Gürpınar, Sayı: 292.
- Gençlik Rüyası, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 293.
- İshal, Serhat Gürpınar, Sayı: 293.
- Keksoy Görevde, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 294.
- Küçük Pipili, Serhat Gürpınar, Sayı: 294.
- Hızlı Ortaklar, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 295-298.
- Üçgül, Serhat Gürpınar, Sayı: 296.
- Kalkık Serkan, Serhat Gürpınar, Sayı: 297.
- Deli Kız, Serhat Gürpınar, Sayı: 298.
- Halvetya, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 299.
- Döl, Serhat Gürpınar, Sayı: 299.
- Meçhul Hayaletin Sırrı, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 300.
- Kırık Dişli Kıza Hediye, Oky, Sayı: 300.
- Kırrtt, Serhat Gürpınar, Sayı: 300.
- Tarzan Haksız, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 301-303.
- Döğmeli Kadın, Oky, Sayı: 301.
- Radyodaki Ses, Serhat Gürpınar, Sayı: 301.
- Karşılık, Oky, Sayı: 302.
- Gasil, Serhat Gürpınar, Sayı: 302.
- Bağlat Beni, Serhat Gürpınar, Sayı: 303.
- Hamsi, Oky, sayı: 303-304.
- Hayal ve Yaşam, Gürcan Gürsel, Sayı: 304.
- Linç, Serhat Gürpınar, Sayı: 304.
- Bir İmaj Uğruna, Murat Kürüz-Şevket Yalaz, Sayı: 305-307.
- A Takımı, Gürcan Gürsel ?, Sayı: 305.
- Ziyaret, Serhat Gürpınar, Sayı: 305.
- Ekrem Amcanın Kızları, Gürcan Gürsel, Sayı: 306.
- Kömürlük, Serhat Gürpınar, Sayı: 306.
- A Takımı, Gürcan Gürsel ?, Sayı: 307-309.
- Yol Kenarı, Serhat Gürpınar, Sayı: 307.
- Mirkelam’ın Klibi Nasıl Oldu da Oldu?, Kayhan Erkan-Şevket Yalaz, Sayı: 308.
- Kısasa Kısas, Mehmet Çoşkun, Sayı: 308.
- Teknolojiden Nefret Ediyorum, Oky, Sayı: 308.
- Doğuştan, Serhat Gürpınar, Sayı: 308.
- Silikon Davası, Murat Kürüz-Şevket Yalaz, Sayı: 309.
- Klasik İşlevler, Mehmet Çoşkun, Sayı: 309.
- Numara, Serhat Gürpınar ,Sayı: 309.
- Alemine Hastayım, Kayhan Erkan-Şevket Yalaz, Sayı: 310.
- Seni Seviyörüm, Seviyörüm, Oky, Sayı: 310.
- Masajcı Kızlar ve Cep Telefonu, Gürcan Gürsel, Sayı: 310.
- O Herif, Serhat Gürpınar, Sayı: 310.
- İsyankar, Mehmet Çoşkun, Sayı: 311.
- Büyük Balık Küçüğü…, Oky, Sayı: 311.
- Balıkçı, Serhat Gürpınar, Sayı: 311.
- Gizli, Oky, Sayı: 312.
- Ondan Bundan, Mehmet Çoşkun, Sayı: 312-313.
- Bahri Burger, Serhat Gürpınar, Sayı: 312.
- Et ve Tutku, Oky, Sayı: 313.
- Zevker Dede, Kayhan Erkan- Şevket Yalaz, Sayı: 313.
- Tehlike Çok Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 313.
- Umut ta Bitti, Oky, Sayı: 314.
- Pis Fare, Metin Demirhan, Sayı: 314.
- Suyundan da Koy, Mehmet Çoşkun, Sayı: 314.
- Ucuz Çizgi Roman, Oky, Sayı: 315-317.
- Morko, Mehmet Çoşkun, Sayı: 315-323.
- Dönencenin Farkında Olan Adam ve Biz, Can Baytak, Sayı: 317.
- Pek Uzak Değil, Şevket Yalaz, sayı: 318.
- Mahalle, Can Baytak, Sayı: 319.
- …Küçük o Daha, Oky, Sayı: 319.
- Pazarlamacı, Gürcan Gürsel , Sayı: 319.
- Cins Tahlilleri, Emrah Ablak, sayı: 320.
- Abi Bizde Kuzu Olayı Yanlış Anlaşılıyor, Can Baytak, Sayı: 320.
- O Aldattı, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 320.
- Sürücü, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 322.
- Yeni Dünya Yeni Hayat, Gürcan Gürsel, Sayı: 323.
- Kara Fatma, Şevket Yalaz, Sayı: 324.
- Center, Berk, Sayı: 324.
- Taş, Şevket Yalaz, Sayı: 325-328.
- Şeytan İşi, Gürcan Gürsel ,Sayı: 325- 329.
- (İsimsiz), Berk, Sayı: 325.
- Kaçayım, Ercüment Morgök, Sayı: 327.
- Kabus, Şevket Yalaz, Sayı: 329.
- Yolculuk, Ercüment Morgök, Sayı: 329.
- İkinci Yarı, Şevket Yalaz, Sayı: 330.
- Zamanın Kısa Tarihi, Gürcan Gürsel, Sayı: 330.
- Kimse Yok, Şevket Yalaz, Sayı: 331- 335.
- Kaçamak, Gürcan Gürsel , Sayı: 331.
- Fanatik, Gürcan Gürsel, Sayı: 332.
- Tecrübe, Oky, Sayı: 333.
- Selam Bebek, Gürcan Gürsel, Sayı: 333.
- Hotel Sİndirella, Gürcan Gürsel, Sayı: 334.
- Ağır Ceza, Gürcan Gürsel, Sayı: 335.
- Önsezi, Şevket Yalaz, Sayı: 336.
- Tehlikeli Fantezi, Gürcan Gürsel, Sayı: 336-337.
- İntikam Saati, Gürcan Gürsel, Sayı: 337.
- Anılar, Şevket Yalaz, Sayı: 338-339.
- Takıl Bana, Gürcan Gürsel, Sayı: 338.
- Bir Reklam, Gürcan Gürsel, Sayı: 339.
- Kambur Esat, Şevket Yalaz, Sayı: 340 -341.
- İntikam, Gürcan Gürsel, Sayı: 340.
- Hastalık, Gürcan Gürsel, Sayı: 341.


 [2007]
Related Posts with Thumbnails